Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

fakd (Tasavvuf Sözlüğü)

fakir/fukarâ' (âdâb-ı fakir; ağniyâ'-yı fukarâ'; fukarâ'-yı ağniyâ'; fukarâ'-yı fukarâ'; fukarâ'-yı selâse; râzi; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tecerrud/" tecerrüd /a ani'l-esbâb/tecerrüd ani'lezvâc Fukarâ (fakirler) üç …

fakir/fukarâ' (âdâb-ı fakir; ağniyâ'-yı fukarâ'; fukarâ'-yı ağniyâ'; fukarâ'-yı fukarâ'; fukarâ'-yı selâse; râzi; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tecerrud/" tecerrüd /a ani'l-esbâb/tecerrüd ani'lezvâc

Fukarâ (fakirler) üç tabakadır. Bir kısmının hiçbir şeyi yoktur. Zâhiriyle ya da bâtınıyla kimseden bir şey istemez, kimseden bir şey de beklemez. Ona bir şey verilse almaz. Bunların makamı mukarreblerin makamıdır

Bir kısmının hiçbir şeyi yoktur. Kimseden bir şey istemez. Kimseden bir şey de beklemez. Kimseye (hâlini) arz etmez. Bir şey istemediği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a ona bir şey verilirse alır. Cüneyd'inrh şöyle söylediği hikâye edilmiştir: Sâdık fakirin alâmeti istememek ve fverilene) itirâz etmemektir. Şayet kendisine bir şey verilirse süküt eder...

Bir kısmının da hiçbir şeyi yoktur. Bir şeye ihtiyacı olduğunda durumunu açmasından memnunluk duyacağını bildiği bazı kardeşlerine açar. İstemesinin kefareti sadakadır. (Lüma', 74

Zünnün'a Sâdık fakir kimdir? diye sorduklarında o, bu soruyu şöyle cevâplandırmıştır: Fakir hiçbir şeyde huzür bulmaz. Ama her şey onda huzür bulur...

Ebü Hâris Evlâsi, kendisine Sâdık fakir kimdir? diye sorulduğunda şöyle cevâb vermiştir: O, hiçbir şeyde ünsiyet bulmayan, ancak her şeyin onda ünsiyet bulduğu kimsedir...

Yusuf Hüseyin kendisine aynı soruyu soranlara şöyle cevâb vermiştir: O (diğer vakitleri bırakıp, içinde bulunduğu kendisine ait) vakti tercih edendir. Eğer ikinci bir vakti kolluyorsa ona fakir denmez...

Hüseyin Mansür'arh (Hallâc'a) Sâdık fakir kimdir? diye sormuşlardı. O da: Sâdık fakir, rızânın sıhhati sebebiyle kendisine gelen sebebleri geri çevirmez şeklinde cevâb vermişti

(Ebü Hüseyin) Nüri'ye sâdık fakiri sorunca o Sâdık fakir, sebebler konusunda Allah hakkında töhmette bulunmaz, her hâlinde onunla sükün bulur şeklinde cevâblamıştır

Semnün'art sâdık fakiri sormuşlar, o da bu soruya Sâdık fakir, câhilin mevcüdla memnun olduğu gibi mahrum olmaktan memnun olan, yine câhilin mahrum olmaktan vahşet duyduğu gibi mevcüddan vahşet duyan kimsedir diye cevâb vermişti

Ebü Hafs Nisâbüri'yerh sâdık fakir sorulmuştu. O da Sâdık fakir, her vakitte o vaktin hükmüyle hareket eden kişidir. Kendisini vaktinin hükmünden çıkaran bir vârid geldiğinde bundan vahşet duyar diye cevâb vermiştir

Cüneydrh kendisine sâdık fakirin kim olduğu sorulunca, Sâdık fakir, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, her şeyin ona ihtiyaç duyduğu kimsedir diye cevâb vermiştir. (Luma , 151

Sâdık fakirin (fakrı konusunda) üç tür edebi vardır: İhtiyacı olduğunda istemez. Ona bir şey verildiğinde geri çevirmez, aldığında ise ikinci bir vakte birakmaz (hemen başkasına verir). (Luma , 231

Fukarâ (fakirleri üç tabakadır. Birinci tabaka fukarâ-yı ağniyâdır (zengin fakirlerdir). Bunlar muhtaç olduklarında isterler. Yeterli şeyleri olduğunda kendilerine yeterler ve yetecek kadarıyla yetinirler. Bunlar zenginleri temizleyenler ve Allah'ın artırmasına vesile olanlardır. Bunlar, Allah'ın kendileri için zenginlerin malında pay ayırdığı kimselerdir. Çünkü onların içinde isteyecek durumda ve mahrum olanlar olduğu gibi kanaatkâr ve sefil olanlar da vardır. İkinci tabaka fukarâ-yı fukarâdır (fakirler fakiri olanlar). Bunlar, gerçekten fakir olan, iffetli davranarak durumunu gizleyen kişilerin faziletini çok iyi bildiklerinden fakirliği zenginliğe tercih edenlerdir. Onlar istemek için bayağılaşmazlar, sözle istemeye yeltenmezler, Mevlâ'larından gelen az bir miktara râzı olurlar. Gördügünde, istemedikleri ve (hâllerinden) şikâyet etmedikleri için onları simalarından tanırsın. Bilmeyen onları zengin zanneder. Bunların içerisinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a için çabalamaktan mahrum olanlar, sebeblerin kendilerinden uzaklaştığı boynu bükük kişiler vardır. Yine bunların içerisinde, küçük ya da büyük görmeden kendilerine gelene kanâat eden kanâatkârlar; Allah tarafından başlarına gelene râzı olanlar vardır. Şöyle denilmiştir: Kim dünyâdan bir şey verirse, üç şeyi kabül etmek üzere onu al: Meşguliyet, üzüntü ve uzun hesab.

Üçüncü tabaka ağniyâ-yı fukarâdır (fakir zenginlerdir). Onlar kerem a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a , elleri açık cömert olanlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a ve bağışta bulunanlardır. Alırlar, verirler, mal biriktirmezler ve saklamazlar; kendilerine verilmezse şükrederler. Çünkü veren O'dur, O'nun vermemesi fonlar için) ihsân olmuştur. Onlara darlık verirse Vâsi olana hamd ederler. Çünkü hamde lâyık olan O'dur. Darlık vermesi genişliktir. Kendilefakir/fukarâ' rine bir şey verilirse, fedâkârlık eder ve başkalarına (vermeyi) tercih ederler. Onlar, dünyâya karşı zâhid olurlar. Çünkü onlar yakin sâhibidirler. Onlara zenginlik olarak yakin yeter. (Küt, II, 195

Fakir, asla hiçbir şeye sâhib olmayan ve hiçbir şeyde eksiklik hissetmeyen kimsedir. Fakir sebeblerin varlığıyla zenginleşmez, yokluğuyla da bir sebebe muhtaç olmaz. Fakirliği bakımından, sebeblerin varlığıyla yokluğu birdir. Yoklukta daha fazla mutluluk olmasa da câizdir. Çünkü şeyhler şöyle söylemişlerdir: Fakirin eli ne kadar darda olursa, fetih ona o kadar çok olur. (Hücvîrî, 26

Bişr (Hâfijh şöyle derdi: Fakirler üçe ayrılır. Birincisi, istemez, kendisine bir şey verilse almaz. Bunlar illiyyinde rühânilerle birlikte olurlar. İkinciler, istemez, kendisine bir şey verilse alır. Bunlar Firdevs cennetlerinde mukarreblerle birlikte olurlar. Üçüncüler ihtiyaç hâlinde isterler. Bunlar Ashab-ı yeminden olan sâdıklarla birlikte bulunurlar. (İhyâ', IV, 265

Fakirin, fakirliği karşısında, zenginin zenginliğine karşı endişe duyduğu gibi endişe duyması gerekir. Zengin, zenginliğinin gitmemesi için her şeyi yapar ve bunun için çabalar. Fakirin de fakirliğinin elden gitmemesi için böyle yapması gerekir

Fakir, darlık ânında nefsinin iffeti sebebiyle, fakirliğini zenginliğe dönüştürmesini, geçim, kazanç veya başka sebeblerle zengin olma, malının artması, ailenin kendisini meşgul etmesini Allah'tan istemez. Elinde yetecek miktar varken kendini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmak /a , bu miktardan az olunca verileni almak, aldığı zaman da, nefsinin helâk olması sebebiyle günâha girme korkusundan dolayı Allah'ın emrine uyarak ancak ihtiyacı kadar almak fakirliğin şartlarındandır. (Gunye, II, 172

Ebü Hüseyin Nüri şöyle demiştir: Fakirin vasfı yoklukta sukün, varlıkta ise