Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

fark-ı evvel (Tasavvuf Sözlüğü)

Fark-ı evvel (ilk fark), halk ile Hakk'tan perdelenmek (Hakk'tan uzaklaşıp yaratılanları algılamak), halk ile ilgili (yaratılmışlara ait) alâmetlerin kendi hâlleri içinde bâki olmasıdır (kalması, görülmesidir). (Kâşânî, …

Fark-ı evvel (ilk fark), halk ile Hakk'tan perdelenmek (Hakk'tan uzaklaşıp yaratılanları algılamak), halk ile ilgili (yaratılmışlara ait) alâmetlerin kendi hâlleri içinde bâki olmasıdır (kalması, görülmesidir). (Kâşânî, 136; Câmi’, 92

Fark-ı evvel (ilk fark) makamı, ehl-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hicab/" hicâbın /a (hicâb ehlinin, yani Hakk'tan ve hakikatlerden perdelenenlerin) makamıdır. Onlar müsebbeb (sebeb olarak gösterilen şey) olmadan sebebler vâsıtasıyla orada olamazlar. Onlar Yaratıcı'ya yaratılmışlar vâsıtasıyla istidlâl edebilirler

fark-ı sâni Şeyh Mahmüd Ebü Şâmmât şöyle demiştir: Bu (makam) ağyar makamıdır. Onlar kendilerini ya da başkalarını müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a bu makamda bulunmazlar. Onların o makamda olmaları, bizzât o makamda kalmış olmaları sebebiyledir. (Rihle, 211

fark-ı sâni gi OB 5,3) Fark-ı sâni fikinci fark), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a (yaratılmışların) Hakk'la kaim olduklarını müşâhede etmek, birini gördüğünde diğerinden perdelenmeksizin, kesrette vahdeti (çoklukta birliği), vahdette de kesreti görmektir (her ikisini de bir arada görmektir). (Kâşânî, 136; Câmi’, 92