Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

faslın (Tasavvuf Sözlüğü)

gelip gelmeyeceği husüsunda ârifleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayrete /a düşürmüştür İşte o, Hakk'tır. Hakk Teâlâ'nın vaslı ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/infisal/" infisâl /a (ayrılık) kabül etmez. Bir …

gelip gelmeyeceği husüsunda ârifleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayrete /a düşürmüştür

İşte o, Hakk'tır. Hakk Teâlâ'nın vaslı ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/infisal/" infisâl /a (ayrılık) kabül etmez. Bir şeye önce tecelli edip sonra da ondan tecellisini perdelemez. Çünkü Âlim olan Allah, onu olduğu gibi bilir. Onun bilmesi, ilminin hükmünün hilâfına olamaz. Çünkü Hakk, vasıl hâlinde daima kâinâtla beraberdir. Işte O, bu husüsiyetiyle ilâh olmuştur. (Fütühât, TI, 469-470

Vasi, butünla (bâtın olmayla) zuhür (zâhir olma, ortaya çıkma) arasındaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a vahdetidir. Buna rahmetin öne geçmesinden dolayı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a (sevgi) de denir. Bilinmeyi sevdim ve mahlükatı yarattını kudsi hadisinde de buna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a edilmiştir. Kayyümiyyet-i Hakk li'l-eşyâ leşyânın Hakk'la kaim olması) da denir. Çünkü o kesreti birbirine bağlayarak birleştirir. Fasl ile ârif, Allah'ı hudüstan tenzih eder

İmam Cafer Muhammed Sâdık buyurur ki: Kim fasl ile vaslı, hareket ile sükünu birbirinden ayırır, bunların farkını anlarsa, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a noktasında karar kılmıştır. Bu 1178 vatanât

söz, mârifet hakkında da rivâyet edilmiştir. Hareketten maksad, kararın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet-i-zat/" ahadiyyet-i zâtın /a aynında kalması için sülük etmektir

Kulun kendi vasıflarından sıyrılıp Hakk'ın vasıflarında fâni olması da vasl olarak adlandırılır. Bu da Allah Teâlâ'nın isimleriyle tahakkuk eder. Buna ihsâ-yı Esmâ-yı Hüsnâ (Esmâ-yı Hüsnâ'nın sayılması) denilmiştir. Nitekim Resülullah Efendimiz : Onları (Esmâ-yı Hüsnâ'yı) sayan cennete girer. Buhâri, Tevhid, 9, 118, Daavât, 68; Müslim, Zikr, 5) buyurmuştur. (Kâşânî, 50; Câmi’, 103

Vasl-ı faslı, dağınık olanın toplanması, kırılanın onarılması, farkın cem'e dönüşmesi, vahdetin kesrette zuhür etmesidir. Çünkü vahdet, fasıllarına kesretin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâdı /a (çokluğun birleşmesi) ve çeşitlilikleri toplaması yoluyla ulaşır

Fasl-ı vasi da kesretin vahdetteki zuhürudur. Çünkü kesret, vahdetteki vaslı (birleşmeyi) fasleder (ayırır), bir yüzün çeşitli aynalardaki şekilleri gibi muhtelif kabiliyetlerdeki vahdetin zuhürunun çeşitliliğini gerektiren taayyünlerle onu çoğaltır

Vasl-ı vasi, gidişten sonraki dönüş, inişten sonraki yükseliştir. Her birimiz, ezeldeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a vasıl olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a cem'inin ayn'ı olan en yüce mertebeden, zıt unsurlar âlemi olan düşülecek en alçak yere (madde âlemine) düşmüştür. Bazılarımız inilecek en aşağı noktanın kaim olabilmesi için esfel-i sâfiline (aşağıların aşağısına) inmişler, bazılarımız da Allah'a giden yoluna sülük a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a cem' makamına yönelmiş ve dönmüşler, O'nun sıfatlarıyla sıfatlanıp, Zât'ında fâni olmuşlar, böylelikle ezelde olduğu gibi ebedde de hakiki vasla (vuslata, kavuşmaya) ermişlerdir. (Kâşânî, 51; Câmi’, 104

Vasl (hakkında) biri demiştir ki: Vasi, kulun yaratıcısından başkasını görmemesi, sırrının ve hâtırının Sâni'inden başka hiç kimseyle ittisal etmemesidir. Bir başkası da şöyle demiştir: Vasi, kulun düşüncesinin Allah 2, meşguliyetinin Allah. yolunda, dönüşünün de Allah'a olmasıdır. Daha başka biri ise, kalblerin mükâşefeleri ve sırların müşâhedeleri olduğunu söylemiştir. (Nebhâni, I, 236

vatanât ( Olb 3) Vatanât, ilâhi mânâlardan, sırda bulunan şeyi vatan (makam) hâline getiren şeydir. (Hücvîrî, 466