Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

fenâ muhiblerden (Tasavvuf Sözlüğü)

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a ve fenâlarıdır. Onlar, O'na ibâdet etmek, O'nu sevmek, O'ndan korkmak, O'na ümid beslemek, O'na tevekkül etmek, O'ndan …

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a ve fenâlarıdır. Onlar, O'na ibâdet etmek, O'nu sevmek, O'ndan korkmak, O'na ümid beslemek, O'na tevekkül etmek, O'ndan yardım beklemek ve O'ndan talebde bulunmak yoluyla, mâsivâyı sevmek, ondan korkmak, ümid etmek ve tevekkül etmekten fâni olmuşlardır

Bu fenânın gerçekleşmesinin yollarından biri, ancak Allah için sevmek ve ancak Allah için buğz (nefret) etmek, ancak O'nun için dostlukta bulunmak, ancak onun için düşmanlık yapmak, ancak onun rızâsı için vermek, ancak onun için men etmek, ancak ondan ümid etmek ve ancak ondan yardım istemektir

O zaman dininin hem zâhiri, hem de bâtını Allah için olur. Allah ve Resülü ona her şeyden daha sevgili gelir. Sonuçta en yakınları da olsalar Allah ve Resülü'ne karşı sınırı aşanlara sevgi beslemez. Bunun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , Rabb'inin râzı olduğu şeyler ve O'nun hukukunu koruma yoluyla nefsinin hevâ ve hazlarından fâni olmasıdır. (Buğye, 29

İbn Abbâs'ın rüyasında Resülüllah'ı gördüğünü ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a annelerinden birinin yanına girince Hz. Peygamber'in ona aynasını çıkardığını, 262 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fena-beka/" fenâ'-bekâ' /a

aynaya bakınca Resülüllah'ın süretini gördüğünü, fakat kendi süretini göremediği anlatılır. Bu taifenin (süfilerin) dilinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rabita/" râbıtadaki /a fenâ budur. Sözümüz Hz. Peygamber'in süreti hakkında değildir denilemez. Çünkü biz, bunun peygamberlerin husüsiyetlerinden olmadığını söylüyoruz. Ehline göre hiç şübhesiz bu şekilde olan her şey peygamberlerle veliler arasında ortaktır. Evet, namazda Hz Peygamber'den başkasıyla konuşmak namazını bozar. Namazda süretini göz önüne getirmesi, namazın sâhibine teslim olması, Hazret-i Rüh-i Vücüd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ve-kerim-ve-vedud/" ve Kerim ve Vedüd /a (olan Allah) tarafından Makam-ı Mahmüd sâhibinin -O'na, Âl'ine ve Ashâb'ına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/salat/" salât /a ve selam olsun- husüsiyetlerindendir. (Buğye, 75

Fenâ-yı mürid müridin fenâsı) nefsini kirlerden temizlemesidir

Fenâ-yı murâd (murâdın fenâsı) ise takdis sıfatlarıyla ahlâklanmasıdır. İstersen sâlikin fenâsının sükündan nürlara doğru olduğunu da söyleyebilirsin

Fenâ-yı ârif ârifin fenâsı), Allah'tan başkasının görmesini müşâhede etmekten fenâdır. Buna istersen Niyetin mahvolması ve inniyyetin fenâsıdır diyebilirsin, istersen gibi Nürun tecellisi için tahalli (kalbi boşaltma) fenâsı da diyebilirsin

Meşrâ: Tahkik ehlini sevmek süretiyle avâm yolunun fenâsıdır. Eğer onlara yardım gelirse onları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a yoluna sevkeder

Menzâ: Fenâ-yı muhibb (sevenin) fenâsı, Habib'in (Sevilen'in) mehabbetiyle olur. Habib'in fenâsı ise gözetenin gaib olduğu anda vuslat iledir

Fenâ-yı ferd (ferdin fenâsı), Bir'in tecelli etmesiyle herkesten gaip olma yoluyla olur

Menzâ: Hissin görüldüğü yerin olmasıdır. O, güneşin yörüngesidir. Senin güneşin de zeval vaktinde tam tepeye geldiğinde var olan bütün gölgeler yok olur. Hissinin bulutlarının meydana getirdiği gölgelerin yok olması için güneşinin tam tepede olmasına çalış. (Kavânin, 45

Beka, müşâhedenin hakikatına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olunan, müşâhede edilenle beraberken edebin de muhafaza edildiği bir makamdır.(Kavânin, 47

Nihâyât (son mertebeler), mârifet, fenâ, beka, tahkik, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telbis/" telbis /a , vücüd, tecrid, tefrid, cem' ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhiddir /a . (Rihle, 207

Makam-ı beka (beka makamı) cem' ve fark diye de isimlendirilir. Çünkü e

kulun Rabb'ini müşâhede etmesi onun cem'i, O'nda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a -i istiğrakla O'nun fiil ve yarattıklarını müşâhede etmesi ise farkıdır. Beyrut müftüsü Şeyh Mustafa Necâ'nın görüşüne göre, Bu makam, cem'u'l-cem diye tâbir edilen makamdır. Keşfü'l- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rar/" esrâr /a 'da cem'u'l-cem' makamından Bu makam, Hakk'ın kulunu fenâsından sonra alması ve Allah'ın Zâtı'nı müşâhede makamında onu sekr hâline getirmesi ve daha sonra da kulun nefsinden ve Allah'ın dışındakilerden fâni kılmasıdır. Fakat farzların vakti ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a işlerini yerine getirme konusundaki filler anında kendisine getirilir ve Allah'a olan bu dönüş Allah nâ -yı külliye/fenâ bi'l-külliyye iledir. şeklindeki görüşe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a bir şeyh topluluğunun görüşünü zikrederek şöyle der: Bu rücü farkı sâni fikinci fark) diye isimlendirilir. O da Hakk'ın halk ile kaim olduğuna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olmak, kesrette vahdeti görmek ve biri diğerine mâni olmadan kesretin vahdette olduğunu görmektir; bu ise kâmil velâyettir.

Bu işin ehlinden olan diğer bir topluluk ise şöyle der: Fark-ı sâni makamı cem'u'l-cem' makamından başkadır, ayn-ı vahdet de makamların üstündedir. Bu mertebe, Kutb-ı Gavs-i Ekber'in Allah'ı müşâhede etmeyi arzuladığı mertebedir. (Rihle, 217

bekaya da çağırdı beni

Giydirdi bana sevinç elbisesini

Sen bensin sözünün derinliğiyle

Bağışladı bana tüm sevgisini

fenâ'-yı külliye/fenâ' bi'l-külliyye Hasan Basri, Râbia'ya Benimle evlenir misin? diye sorunca, Râbia ona şöyle cevâb verdi: Evlilik seçme hürriyeti olan için gereklidir. Bana gelince benim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendim-icin/" kendim için /a (bir şey) seçme hürriyetim yok. Ben Rabb'imin hizmetinde ve onun emrinin gölgesindeyim, benim şahsımın bir kıymeti yok. Hasan Basri, Bu dereceye nasıl ulaştın? diye sorunca: Külli fenâ ile diye cevâb verdi. Bunun üzerine Hasan Basri ona Sen bunu nerden biliyorsun? Bizde bu yok demiştir

(Ayrıca bk. fenâ'-bekâ'