Fenâ-yı fenâ (fenânın fenâsı), fenâdan daha üstündür. Çünkü o, takva ehline göre bekanın dehlizidir. Fenânın başlangıcında kalmaktan sakın. Aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a yanılgıya ve davaya düşer, edeb ve takvâ ehline muhâlefet edersin. Hüseyin Hâllâc'ın hâline bak. Fenânın başlarında Ben... sözüyle o andaki hâliyle yetinip kaldığında nasıl meşakkate düştü. En basit sözlerinden biri, bazı hâllerini açıkladığı şu sözüdür:
Hem Sana şaştım hem de kendime
Yok ettim Seninle kendimi
O kadar yaklaştırdın ki Kendine beni
Kendim sandım Sen'i
Kendim sandım Sen'i sözünde fenânın fenâsına ait edebin şuüru vardır. Ancak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fennu-r-rabbi-l-mahbub/" fennü'r-rabbi'l-mahbüb /a
bu mânânın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermemiştir. Zira kemâle ermiş olsaydı, beşeri yanılgıdan kurtulmuş olacaktı ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyetle /a beraber edebin kemâliyle edeblenmiş olacaktı
Hayatımın eğlencesi
Defnimden sonraki rahatım benim
Senden başkasında yok benim ünsiyetim
Sensin benim korkum
Menzâ: Muhakkiklere göre muhakkik fâni, gaybet ve huzür hâlinde vücüdu
