Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

fülân (Tasavvuf Sözlüğü)

Bu mânâya göre sanki insanlar onu anarak sükün ve huzür bulurlar. Yani ilâh kendisiyle huzür bulunan demektir. Nitekim Cenâb-ı Hak Kalbler ancak Allah'ı anmakla yatışır, huzür bulur. buyurmuştur Bazıları bu a href …

Bu mânâya göre sanki insanlar onu anarak sükün ve huzür bulurlar. Yani ilâh kendisiyle huzür bulunan demektir. Nitekim Cenâb-ı Hak Kalbler ancak Allah'ı anmakla yatışır, huzür bulur. buyurmuştur

Bazıları bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimenin /a aslının veleh olduğunu söylemişlerdir ki sevdiği şeyi kaybetmesinden dolayı aklın kaybolması, şaşkın hâle gelmesi demektir. Kalbler onun sevgisiyle şaşkına dönüp, anıldığında ona özlem duyduğu için bu isim verilmiştir. Örtülü, saklı mânâsına geldiği de söylenmiştir. Çünkü Arablar bir şeyi tanıdıktan sonra göremez durumda olduklarında ona lâhen derler. Nitekim gelin örtündüğünde ona lâheti'l-'arüs derler. İşte Allah da rubübiyyetiyle, delil ve işâretlerle zâhirdir, ancak keyfiyeti itibâriyle düşüncelerden saklıdır

Yine bu kelimenin Tâhe (yüce oldu) mânâsına geldiği ve bununla yükseldi, yüceldi mânâsının kasd edildiği söylenmiştir. Yaratma gücüne a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a seyyid mânâsına geldiği de söylenmiştir... (Gunye, I, 112-113

Şübhesiz Allah Sübhânehü ve Teâlâ, teklikte tek olması için âlemi çift olarak yarattı. Böylece Allah için Vâhid ve Ferd ismi sâbit oldu. Böylece efendi ile kul birbirinden ayrıldı. (Tedbirât, 107

Allah Teâlâ'nın iki nüru vardır: Biri O'nunla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a eder, diğeri de O'na hi