Fütüvvetin (gençliğin, burada dervişliğin ya da insanlığın) aslı, kulun ebedi olarak başkasının emrinde bulunmasıdır
Fudayl demiştir ki: Fütüvvet, dostların kusurlarını hoş görmektir. Fütüvvetin, kendini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a üstün görmemek olduğu da söylenmiştir. Ebü Bekr Verrâk şöyle der: Fetâ, düşmanı olmayan kimsedir.
Muhammed Ali Tirmizi demiştir ki: Fütüvvet, Rabb'in rızası için nefsine düşman olmandır. Denilmiştir ki, Fetâ hiç kimseye düşmanlığı bulunmayan kimsedir.
Cüneyd'e fütüvvetin ne olduğu sorulunca şöyle cevâb verdi: Fütüvvet, fakirden nefret etmemek, zengine yaranınaya çalışmamaktır. Nasrâbâzi şöyle der: Mürüvvet, fütüvvetin bir şubesidir. Fütüvvet ise iki âlemden yüz çevirmektir.
Süfilerden birine Fütüvvet nedir? diye sorulunca şöyle cevâb verdi: Kulun sofrasında yemek yiyen veli ile kâfir arasında fark görmemesidir.
Cüneyd Fütüvvet, halka eziyet etmekten sakınmak ve elde olaru onlar için harcamaktır der. Sehl Abdullah (Tüsteri) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnete /a tâbi olmaktır der
Fütüvvet için, Vefâ ve (verdiğin sözü) muhâfaza etmektir denilmiştir. İşlediğin, fakat nefsine pay çıkarmadığın bir fazilettir denilmiştir. Dilenci sana doğru yöneldiği zaman kaçmamandır denilmiştir. İhtiyaçlarını sana arz için gelenlerden saklanmamandır denilmiştir. Biriktirmemek ve özür dilememektir (özür dileyecek bir şey yapmamak veya herhangi bir konuda özür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a geri durmamaktır) denilmiştir. Nimeti açıklamak, fakat mihneti (sıkıntıyı) gizli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmaktır /a denilmiştir. Sofrana on kişi davet ettiğin zaman dokuz veya on bir kişinin gelmesi hâlinde bozulmamandır denilmiştir. Temyizi (ayrımcılığı) terk etmektir denilmiştir. (Kuşeyri, 113
Dostların kusurlarını, bilhassa düşmanın şamata yapmasına sebeb olacak ayıplarını örtmek fütüvvetin şânındandır. (Kuşeyri, 114
Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Onlar Rabb'lerine inanmış gençlerdi, biz de onların hidâyetlerini artırmıştık. Fütüvvet, kendini fuzüli sayman, kendine ait hiçbir hak görmemendir
Bunun üç derecesi vardır: Birinci derecesi düşmanlığı terk etmen, hatayı görmezden gelmen ve eziyeti unutmandır
İkinci derecesi, sana karşı çıkana yaklaşman, sana eziyet edene ikrâmda bulunman, sana zarar verenden senin özür dilemendir. Bunları da öfkeni tutarak değil, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/musamaha/" müsâmaha /a ederek, karşılıklı olarak birbirine sabretme yoluyla değil, karşılıklı olarak birbirinizi sevmek yoluyla gerçekleştirmektir
Üçüncü derecesi ise, yolculuğa çıktığında (istidlâl yoluyla elde edilecek) bir delile bağlanmaman, (herhangi bir davete) icâbet etmene karşılık bekleme şâibesi sokmaman ve müşâhedende şekle takılıp kalmamandır
Bil ki, düşmanının şefâatine muhtaç olan ve ondan özür dilemekten utanmayan kişi fütüvvet kokusunu koklayamaz. Sonra husüsi ilimde şu vardır: Hakikat nürunu istidlâl yoluyla taleb eden kişi için fütüvvet davâsının düğümü asla çözülmez. (Menâzil, 23
Fütüvvet bize göre tekellüfü (yapmacık davranışları) terk etmek ve hazırda bulunanı takdim etmektir. Bazen yapmacık davranışlarla misafirin ayrılmasına sebeb olunabilir. Yapmacık davranışları terketmekle onun makamı örtülmüş ve gitmesi de engellenmiş olur. ( Avârif, 257
Fütüvvetin kuvvet makamı vardır. Allah'ın tabiattan yarattığı şey havadan daha kuvvetlidir. İnsanın yaratılışı z-eğer mü'minse- havadan daha kuvvetlidir. Nitekim bir kudsi hadiste Allah'ın arzı yarattığında, meleklerin onu genişlettikleri vârid olmuştur. (Fütühât, I, 307
Fütüvvette (gençlikte) herhangi bir zayıflık yoktur. O, çocukluk ve ihtiyarlık arasında bir hâldir. O, insanın büluğ çağından kırk yaşını tamamlayıncaya kadar geçen ömrüdür. (Fütühât, I, 308
Fütüvvet başkasının hakkını kendi hakkına tercih etme işidir. Şâri, başkalarıyla alâkalı olarak şunu ortaya koymuştur: İnsanın nefsinin kendi üzerindeki hakkı, Allah katında başkasının hakkından daha gereklidir. Fetâ ise, kendi işinde değil, başkasının işinde; -sadece Rabb'inin emriyle- kendi nefsinin hakkı için değil, başkasının hakkı için çalışandır
Bunun da iki tarafı vardır: Biri câiz olup Allah'ın bir emrini yerine getirmektir. Diğeri her yerde câiz değildir. Ârifin, hakları sâhiblerine verme makamında olduğu ve geriye kendisiyle alâkalı haklar kaldığı zaman, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olarak fiitüvvet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olması konusunda bir mevzii yoktur. (Bu durumda zaten) başkasını kendisine tercih eder. Çünkü o, kendi nefsinin hakkını edâ etmekle işe başlamıştır. Onun bu başlangıcı, fütüvvet şartına bir halel getirmez. Bununla başlamadığında ise Allah'ın emrine uymak olan fütüvvetin diğer tarafına bir halel gelirse, helâk olur, kalır. Bunun tahsisi ise şöyle demesidir: Ben mü'minim, Allah da mü'minlerden nefslerini satın almıştır. (Fütühât, II, 232
Fütüvvet, kendinde bir üstünlük ve bir hak görmemendir. İlk inceliği düşmanlığı terketmek, zillet ve eziyete aldırmamaktır. İkinci inceliği uzaklaşana yaklaşmak, eziyet edene (öfkeyi) yutmasına ya da sabr etmesine gerek bile kalmadan ikrâm etmektir. Üçüncü inceliği ise şekilleri görmeyle meşgul olmamaktır (insanların dış görünüşleriyle uğraşmamaktır). (Ravza, 484
Fütüvvet; dostun iyiliklerini görmek, kötülüklerini görmemektir. (Envâr, II, 164
Fütüvvet, sözlükte, cömertlik ve ikrâm anlamına gelir. Hakikat ehlinin ıstılâhında ise dünyâ ve âhiret ile teessürlerinden sonra halkı kendine tercih etmektir. Bu, kendini her nefs ve hasis olan kişi için harcamandır. Bunların senin üzerindeki tasarrufunu iyice yerleştirmektir. Fütüvvet, safâ, sehâ (cömertlik) ve vefüdır denilmiştir. Hiçbir şeyde önem ve değer görmemendir denilmiştir. Elli olana da, olmayana da iyilik yapmaktır. Ehli yoksa, sen onun ehli ol! denilmiştir. Fütüvvet kulun ebedi olarak başkasının enirinde olmasıdır denilmiştir. (Câmi’, 232
