Galebe, kulda görülen bir hâldir. Bu hâle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a bir kimse280 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gamam/" gamâm /a
nin sebeb ve vâsıtaları görmesi ve şeriatın âdâbına riâyet etmesi mümkün olmaz. Galebe hâli yaşayan kişi, karşısına çıkan hayır ve şerri ayırd etme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânından /a mahrumdur. Kendisinden, hâlini bilmeyenlerin inkâr edeceği pek çok şey zuhür eder. Vecd hâlindeyken, kendine galebe çalan husüslar sükünete erince, galebe hâlini bulamaz. Böylece üzerindeki galebe, havf, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a , iclâl, hayâ yahut bunlara benzer bir hâl olur. (Ta'arrııf, 83
Safâ kederin (saflık ve berraklık, bulanıklığın) zıddıdır. Keder beşere ait sıfatlardandır. Hakikatte süfi keder sahasını geçmiş a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsedir /a . Nitekim Hz. Yusuf'u müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a güzelliğindeki inceliklerde istiğrak hâline eren Mısırlı kadınlar üzerinde beşeriyet hâli gâlib olmuş ve fona beşeriyetlerinin fânilik penceresinden baktıkları için, yaşadıkları) galebe hâli tersine dönmüştü. (Hücvîrî, 41
Galebe, vecdin birbiri ardından sürekli gelmesidir. Vecd, parlayan şimşek gibidir. Galebe, vecd şimşeğinin sürekli ve birbiri ardından gelen parıltılarla devamlı olmasıdır. Bu durumda göz, bunları birbirinden ayırd edemez. Vecd, çok çabuk söner; galebe ise sırlar için sağlam bir muhafız olarak kalır
