öldürür (işlemez hâle getirir
Sülükunda tertib (ve düzen) bulamayan, karışıklık (ve düzensizlik), acelecilik, güçlük ve bıkkınlık bulur. Bu hâller yorucudur. Mevhibe ehli bundan Allah'a sığınır. (Kavânin, 18
Ahvâli ancak fiillerini düzeltenler anlayabilirler. Şeriat ile a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a birbirinin olmazsa olmazıdırlar. Birini diğerine tercih etmek doğru değildir. (Nefehât, 24
Ahvâl (hâller); a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a , şevk, kalak (kaygıj, ataş (susuzluk), vecd, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşet /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyeman/" heyemân /a , berk, zevktir. (Rihle, 206
Hâl, hedeflemeksizin, gayret etmeksizin ve çalışıp çabalamaksızın kalbde vârid olan bir mânâdır. Hâller; tarab, hüzün, kabz, bast, hey'et gibi şeylerdir. Nefsin eserlerinin zuhür etmesiyle hâl ortadan kalkar. Hâllerin benzerlerinin birbirini izlemesi ya da izlememesi birdir. Devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a zaman a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/meleke/" meleke /a hâline gelir ve makam olarak adlandırılır. Denilmiştir ki: Hâl kulun sıfatlarının değişmesidir. (Rihle, 209
hal'-ı âdât Halı âdât (âdetlerin ortadan kaldırılması), kulun Hakk'ın emrine muvâfakat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyeti /a tahakkuk ettirmesidir. Bu tahakkuk sayesinde, herhangi bir sebeb, kulu kendi tabiat ve alışkanlığının gereğine göre davranmaya yönlendiremez. (Kâşânî, 161; Câmii , 83
(Ayrıca bk. kerâmet/kerâmât
hâl-i gayret ale'l-hakk-hâl-i gayret mine'l-hakk Hâl-i gayret ale'İ-Hakk (Hakk'a geyret etmek ya da Hakk üzere gayret etmek , kalblerin ve sırların gizlenmesidir. Bu hâl, mechül melâmetilerden
