Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

gayri (Tasavvuf Sözlüğü)

demişlerdir. Bütün bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yet /a -i Vâhid (Vâhid olan Allah'ı görmek) dalından toplanan çiçeklerdir. Bunlarda Vâhid'le alâkalı olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid …

demişlerdir. Bütün bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yet /a -i Vâhid (Vâhid olan Allah'ı görmek) dalından toplanan çiçeklerdir. Bunlarda Vâhid'le alâkalı olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a -i vücüdiye delâlet eden hiçbir şey yoktur. Vahdet-i vücüd meselesini bablara, fasıllara ve daha alt başlıklara ayıran, onu sarf ve nahiv ilimleri gibi tedvin eden Şeyh Muhyiddin Arabi'dir. Hatta o, bu bahisler arasında bulunan bazı çetrefilli mârifetleri kendisine tahsis etmiş ve şöyle demiştir: Hâtem-i nübüvvet, bazı ilim ve müârifetleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hatem/" hâtem /a -i velâyetten alır O, hâtem-i velâyet-i Muhammediyye ile kendisini kasd etmektedir. Şârihler, bu cümlenin açıklanması sadedinde şöyle demişlerdir: Sultan hazinedârından bir şey alsa ondan ne eksilir? Hülâsa fenâ ve bekanın husüle gelmesinde ve velâyet-i sugrâ ile velâyet-i kübrânın elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesinde /a tevhid-i vücüdiye ihtiyaç yoktur. Aksine fenânın tahkiki sıra