Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

gazab (Tasavvuf Sözlüğü)

ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a kuvvetlerini idâre eden nefse ait bir duygudur, akıl ve şeriata göre harekete geçirir veya firenler. Şecaat, gazab kuvvetinin, harekete geçmesinde veya frenlenmesinde …

ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a kuvvetlerini idâre eden nefse ait bir duygudur, akıl ve şeriata göre harekete geçirir veya firenler. Şecaat, gazab kuvvetinin, harekete geçmesinde veya frenlenmesinde akla boyun eğmesidir. İffet, şehvet kuvvetinin akıl ve şeriat doğrultusunda terbiye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a

Bu dört a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkın /a mütedil (dengeli; oluşundan güzel ahlâkın tamamı ortaya çıkar. Akıl kuvvetinin itidâlinden iyi düşünce, isâbetli görüş, doğru tedbir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a inceliklerini anlamak; ifrâtından, hile, aldatma, mugalata (demagojilj; tefritinden ise ahmaklık, kalın kafalılık ve akıl zayıflığı doğar

Şecâatin mütedil oluşundan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a , tahammül, kerem, yiğitlik, cesaret, hilm, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a ve vakar; tefritinden, alçaklık, zillet, hasislik, hafiflik meydana gelir

İffetin mütedil oluşundan cömertlik, hayâ, sabır, kanâat, verâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/musamaha/" müsâmaha /a , zarâfet; ifrâtından, hırs, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddet /a , fenâlık, edebsizlik, savurganlık, alaycılık, hased, zayıflık gibi kötü huylar doğar. (Ravza, 445

(Bir süfi demiştir ki:) Güzel ahlâk, mârifetullah-i Teâlâ'nın şiddetinden dolayı düşmanlık etmemek, kendisiyle de düşmanlık edilememesidir.

Bir başkası da şöyle demiştir: Eziyet etmekten kaçınmak, sıkıntılara göğüs germektir.

Bir başkası da şöyle demiştir: İnsanlara yakın olduğun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , aralarında garib kalmandır. Yani tecelli ve tahalli (nefsi hâllerden uzaklaşma) bakımından garib olmaktır

Bir başkası da şöyle demiştir: Güzel ahlâk Allah'tan râzı olmaktır.

Hallâc şöyle demiştir: Hakk'ı mütâlaa ettikten sonra, insanların cefâsının sende hiçbir te'sir meydana getirmemesidir.

Harrâz da şöyle demiştir: Allah'tan başka (yöneleceğin) hiçbir yön kalmamasıdır. (Ravza, 447

Tasavvuf alilâktır. Ahlâkı konusunda senden üstün olan, tasavvuftaki derecesi bakımından da senden üstün olur. Ahlâkın esası, iyilik yapmak ve ezâya katlanmaktır. İlk adım, huluk makamını bilmek; ikincisi kuldan olan her şeyin Özrü, Rabb'den olan her şeyin de şükrü gerektirdiğini bilerek Hakk'la olan ahlâkı güzelleştirmek; üçüncüsü ise halkı tasfiye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a ahlâklanmak, mârifete doğru yükselmek, sonra bunu da aşarak ahlâklanmaktır. (Ravza, 484

(Allah'a) yakınlaştıran muâmeleler sâdık niyetlerle sürekli olarak tekrarlandığında nefste üstün ahlâk ortaya çıkar. Bunlar, kalbin sürekli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayreti /a akabinde nefste nürâni ve sağlam tavırların ortaya çıkmasıyla oluşan kalbi muâmelelerdir. Böylece nefs itmi'nâna ermeye ve kalb de (Hakk'a) gönüllü olarak boyun eğmeye başlar. Bunun nihâyetinde nefs, güzel fiillerin kaynağı olan (Hakk tarafından) râzı olunacak ahlâk ve melekelerle bezenir. Bu ahlâklar arasında istenen şeylere karşı sabretmek de yer alır. Bu tavır, şehvâni kuvvetin faziletidir. Hoşlanılmayan şeylere karşı sabretmek de bu ahlâklardandır. Bu da gazabi kuvvetin kemâlidir. (Câmi’, 283

Zevü'l-emziceti'l-kesife , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/talim/" tâlim /a (öğrenme) ve terbi