Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

gelen hâtır-ı meleki (Tasavvuf Sözlüğü)

kalbe gelen hâtır-ı nefsâni (nefsâni hâtır) ve tab'a (tabiata) gelen hâtır-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seytan/" şeytâni /a (şeytâni hâtır (Bil ki) ilk hâtır, asla yalan söylemez; ikincisi asla aldatmaz; üçüncüsü asla …

kalbe gelen hâtır-ı nefsâni (nefsâni hâtır) ve tab'a (tabiata) gelen hâtır-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seytan/" şeytâni /a (şeytâni hâtır

(Bil ki) ilk hâtır, asla yalan söylemez; ikincisi asla aldatmaz; üçüncüsü asla doğru söylemez ve dördüncüsü ise asla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nasihat/" nasihat /a etmez. Çoğu kere rabbâni hâtır, halvetten çıkıldığında veya gaybetten ayrıldığında ya da bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a düşündüğünde gelir. Bu hâtır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a hâlinde veli için bir mânâ ifade eder; veliyi istikamet ve itidâl üzere kılar. Gayb ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehadet/" şehâdet /a âleminde hârikulâde şeyler meydana getirir

Meleki hâtır, vaiz, iyilikleri emredip, kötülükleri yasaklayıcı olarak gelir

Nefsâni hâtır sayesinde kibir, gazab, acele, haram yeme anında bir ateş, âdi kişilerle dost olma ve tartışmacı ehl-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâm /a ile oturup kalkma meydana gelir

Şeytâni hâtır, tabiata meyletme ve şeriatın hükümlerinden kaçma esnâsında vârid olur

Rabbâni hâtır kişiyi mukarrebinin menzillerine ulaştırır. Bu hâtır, Hakk'ın önceki ve sonrakilerin ilimlerine mahsüs kıldığı kimselere keşfolunur

Meleki hâtır, ehl-i yeminin makamına hâsstır; kişiyi sâlihlerin menzillerine ulaştırır

Nefsani hâtır, âcil olana teşvik eder, âcil olandan (âhiretten) uzaklaştırır; (dünyevi) makam ve rütbelere çağırır; illet ve sebeb doğrultusunda hareket ettirir, muttakilerin hâllerini gizler ve kişiyi hevâ ile esfel-i sâfilin derekesine düşürür

Şeytâni hâtır ise fakirliği hazırlar ve temennileri süslü gösterir. (Câmi’, 28

Havâtır, hâtır kelimesinin çoğulu olup, insanın içine gelen bir hitâb, bir ses demektir. Bu hitâb bazen melekten, bazen şeytandan, bazen nefsten ve bazen de Allah'tan gelir. Birincisine ilhâm" , ikincisine vesvese , üçüncüsüne hâcis , dördüncüne ise hâtır-ı Hakk denir. İlhâm, dinin zâhiri hükümlerine uygun olur. Vesvese günâha, hâcis süfli arzulara dâvet eder. Mutasavvıflar, yediklerinde haram bulunan kimselerin, ilhâm ile vesveseyi birbirinden ayıramadıkları husüsunda ittifâk etmişlerdir. Yine kötü hâtırların mahallinin nefs, iyi hatırların mahallinin ise kalb hatm

olduğu, nefsin ise asla doğru söylemediği husüsunda ittifâk etmişlerdir. (Câmi', 160

Şazeli şöyle der: Sana önceden gelen her bilgide hâtırlar vardır. Onları şekiller takib eder. Nefs o ilme meyleder. Tabiat o ilimden zevk alır. Hak olsa bile onu at ve terket! Allah'ın Resülü'ne indirdiği ilme sarıl! Ondan sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halifelerin /a , sahabenin ve tâbiünun ilmini al! Ardından hevâdan uzak, şekk, zann, evham ve saptırıcı iddiâlardan sâlim olan ümmetin yol göstericiliğine yapış! İlimsiz ve amelsiz Allah'ın kulu olmanın sana ne faydası var! Sana ilim olarak vahdâniyyet bilgisi; amel olarak Allah'ın, Resülünün ve sahabenin sevgisi, cemaat olarak Hakk'a imanmak yeterlidir. (Câmi', 161

Havâtır, Hakk'ın vâridleri ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtılın /a yollarıdır. Vâridât, Rabb'i tenzih ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a etmekle meydana gelir. İşte bu rabbâni vâriddir

Vâridât, belli bir tâati azimle harekete geçirebilir. İşte bu kalbi vâriddir

Vâridât, tââtın tüm çeşitlerini harekete geçirebilir. İşte bu meleki vâriddir. Bazen vâridât, kalb ve melekten kaynaklanan bir vârid olabilir. Daha ziyâde çoğu melekten; daha az olarak kalbden meydana gelir. Çünkü kalblerin temizliği gerçekten az rastlanan bir temizlik şeklidir. (Kavânin, 87

Mevârid, fakirin kalbine meleki, rahmâni, nefsâni ve şeytâni olmak üzere dört yönden gelir. Namaz kılmayan, vazifesini ve virdini yerine getirmeyen kişi bu gelen fikirleri birbirinden ayıramaz ve hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu bilemez. (Rihle, 335; Nefehât, 193

Havâtır kula hâkim olduğunda kulun şuuru bozulur. Fakir, daraldığında ve havâtır kendisine sıkça geldiğinde, müşâhedesinin vahdetiyle bunları uzaklaştırsın! (Nefehât, 201

(Ayrıca bk. ilhâm; vârid/vâridât

hatm/hatm-ı hâs ( yol kzA / Hatmı, Hakk'ın, âriflerin kalbleriyle olan alâkasıdır. (Istılâh, 538

Hatm bir tanedir. Her zamanda bulunmaz. Âlemde bir tanedir. Allah onunla Muhammedi velâyeti sona erdirir. Muhammedi veliler içinde ondan daha büyüğü yoktur. Sonra başka bir hatm vardır ki, Allah onunla Hz. Âdem'den son a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/veliye/" veliye /a ki o evliyânın sonuncusu olan Hz. İsa'dır - kadar olan umümi velâyeti sona erdirir. Nitekim bu, mülkün deverânının sonudur. Kıyâmet gününde Muhammed ümmetinin toplanacağı iki haşir olacaktır. O resül de, (diğer) resüllerle birlikte toplanacaktır. (Fütühât, TI, 11

Hatm-ı hâss (özel hatm), Muhammedi hatm, Allah'ın kendisiyle Muhammedi olan, yani Hz. Muhammed'e vâris olan ve her Muhammedi velinin ondan aldığı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havariyyun/" havâriyyün /a mirâs miktarınca nefsinde bir alâmet bulan evliyânın velâyetini sona erdirmesidir. Böylece o, her Muhammedi velinin ilmini Allah için toplar. Bunu bilmezse hatm olamaz. Çünkü Hz. Peygamber'le peygamberler sona erdirilince ona cevâmi'u'lkelim verilmiş ve tüm şeriatlar yıldız ışıklarının güneşin ışığı altına sokulması gibi onun şeriatının altına dercedilmiştir. Bundan kesinlikle anlaşılıyor ki, yıldızlar ışıklarını yere göndermiş ve güneş de bunların ayırd edilmesine mâni olmuştur. Böylece ışık güneşe has kılınmıştır. (Fütühât, IV, 440

(Ayrıca bk. veli-nebi-resül