uyarak amel etmektir. Onun bir başka sözü de şudur: Tasavvuf, barışı olmayan savaştır.
Cüneyd'in bir başka sözü ise şudur: Süfi yeryüzü gibidir; kötü olan her şey ona atılır, ama ondan hep iyi şeyler çıkar.
Mârüf Kerhi demiştir ki: Tasavvuf, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatleri /a almak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a elinde bulunan şeylerden ümidi kesmektir.
Sehl Abdullah (Tüsteri) ise şöyle demiştir: Süfi bulanıklıklardan arınmış, fikirlerle dolmuş, kendisini sevindirecek şeylerden vazgeçerek Allah'a yönelmiş olan kişidir. Gözünde altınla çamur birdir.
Ebü Muhammed Ceriri de Tasavvuf, bütünüyle yüce a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâka /a sarılmaktır demiştir. Süfilerden birine göre Tasavvufun başı ilim, ortası amel, sonu mevhibedir.
Ebü Hafsrb şöyle demiştir: Tasavvufun tamamı âdâbdır. Her vaktin, her makamın ve her hâlin bir edebi vardır. Vakitlerin âdâbinâ sarılan, (kendilerine süfi denilen ve gerçek er olan bu) adamların ulaştığı mertebelere ulaşır. Âdâbı zayi edense, yakın olduğunu sansa bile, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a lo noktadan) uzak düşer, kabül edildiğini ümid etse de merdüddur.
Ebü Ali Rüzbâri de demiştir ki: Tasavvuf, kovulsa da Sevgili'nin kapısından ayrılmamaktır. (Nebhâni, II, 340
Tasavvuf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a sülüka, mutasavvıf kelimesi de tarikattaki (yoldaki) sâlike delâlet etmek için kullanılmıştır. Bu kelimelerin kökü hakkında ihtilâf vardır. Süfinin Allah'la beraberken, havaya atılmış yün tozları gibi hiçbir tedbiri olmadığından dolayı, yün mânâsına gelen süf tan türediği söylenmiştir. Övülmeye değer vasıflarla güzelleşip, kınanınayı gerektirecek vasıfları terk etmelerinden dolayı, sıfat tan geldiği de iddiâ edilmiştir. Hz. Peygamber'in mescidindeki Suffe Ashâbı ndan geldiği de söylenmiştir. Orada Suffe Ashâbı'nın bir mekânı vardır. Bu sebeble süfi onlara tâbi olur. (Rihle, 16
Tasavvuftan murâd, Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a husüsundaki haklarını gözetme yolunda her şeyini fedâ etmek, Muhammedi vasıflarla vasıflanmak, ibâdet ve tâatlarla Allah'a yaklaşmak, Allah yolundaki büyük ve küçük cihadda nefsini ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a 1019 kıymetli olan her şeyini fedâ etmek, Allah ve Peygamber sevgisinde eriyip gitmektir (ya da kendini onların sevgisine adamaktır). (Rihle, 18
Tasavvuf, ilâhi mârifetler yoluyla iki cihan saadeti veren a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmettir /a . (Rihle, 25
Mevlânâ Şeyh Zerrük buyurmuşlardır ki: Tasavvufun bine ulaşan târifi ve tasviri yapılmış, bu husüsta pek çok açıklama getirilmiştir. Bunların tamamı Allah'a sadakatle yönelme noktasında toplanabilir. Bütün târif, tasnif ve açıklamalar ancak bu (tek noktanın) değişik yönleridir.
Şeyh (bir defasında da) şöyle demiştir: Mutlak ve tek hakikat husüsundaki farklı görüşlerin çoğalması, onun bütününün idrâk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesinden /a uzak kalındığına delâlet eder. Ancak bu farklı görüşler tek bir temel üzerinde toplanabilirse, o husüsta söylenen her şeyi içine alır. İfâde, kendisinden anlaşılan mânâ itibâriyle bu asla ait olur. Vâki olan (bu temel dışındaki diğer) sözlerin tamamı, tafsilâta (ayrıntılara) dâir olup, bunlardan her biri, fonu söyleyen kişinin) ilmine, ameline, hâline, zevkine ya da buna benzer tecrübelerine ait misâline göre farklı farklı olabilir. İşte tasavvuf husüsundaki farklı görüşler bundan ileri gelmektedir.
Seri Sakati şöyle der: Mutasavvıf isminin üç mânâsı vardır: O, mârifetinin nüru verâının nürunu söndürmeyen, bâtın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a Kitâb ve Sünnet'in zâhirine aykırı konuşmayan, kerâmetleri Allah'ın haram kıldığı perdeleri yırtma iddiâsını taşımayan kimsedir. Sehl Abdullah Tüsteri de şöyle der: Süfi, kalbi kederden (bulanıklıktan) arınmış mânâsında safâdan türetilmiştir. Böylece fikirle dolmuş, beşerle alâkayı kesmiş ve onun yanında altın ile toprak bir olmuştur.
Ebü Hüseyin Nüri şöyle der: Tasavvuf ne ilimdir, ne de şekil. Ancak ahlâktır. Şekil olsaydı, mücâhedeyle elde edilebilirdi. İlim olsaydı, öğrenmekle elde edilmesi mümkün olurdu. Lakin o Allah'ın ahlâk ile ahlâklanmaktır. Senin gücün, ilâhi ahlâka ilim ve şekille yönelmeye yetmez. Yine şöyle der: Süfiler, kalblerini beşeri kederlerden, nefslerin âfetlerinden arındırmış kimselerdir. Kendi şehvetlerinden o derece azad olmuşlardır ki, artık ne
