uyarak amel etmektir. Cüneyd'in bir başka sözü ise şudur: Süfi yeryüzü gibidir; kötü olan her şey ona atılır, ama ondan hep iyi şeyler çıkar. Yine bu konuda şöyle de demiştir: Süfi yeryüzü gibidir; iyisi de, kötüsü de üzerine basar. Bulut gibidir, her şeyi gölgelendirir. Yağmur gibidir, her şey sular fayrım yapmadan insanların ağırlığını yüklenir, onlara iyilikte bulunur) (Konuyla ilgili) bir başka sözü de şudur: Zâhirine önem veren bir süfi görürsen, bil ki bâtını harâbdır.
Sehl Abdullah (Tüsteri) demiştir ki: Süfi kanını heder, malını helâl gören kişidir.
(Ebü Hüseyin) Nüri demiştir ki: Süfinin sıfatı, yoklukta sükün (ve huzür, şikâyette bulunmama), varlıkta da isârdır (başkasını kendisine tercih etmek, bulduğunu dağıtmaktır)
Kettâni demiştir ki: Tasavvuf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktır /a , ahlâk bakımından senden üstün olan, safâ bakımından da üstündür.
Ebü Ali Rüzbâri de demiştir ki: Tasavvuf kovulsa da Sevgili'nin kapısından ayrılmamaktır. Yine onun bir sözü: (Tasavvuf,) bu'dun fuzaklığın) bulanıklığından sonra, kurbun safvetidir ( yakınlığın saflığına ulaşmaktır).
Denilmiştir ki: Çirkinlerin en çirkini cimri süfidir. Şöyle diyenler de olmuştur: Tasavvuf boş el ve temiz kalbdir fzühd ve rızâdır).
süfi-mutasavvıf -mustasvif/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sufiyye/" süfiyye /a Şibli demiştir ki: Tasavvuf, hiçbir kaygı taşımaksızın Allah'la beraber bulunmaktır. Ebü Mansür da şöyle demiştir: Süfi Allah'tan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a verir. Halk ise Allah'a işâret eder. (Süfi, Allah'a ulaşmış olduğundan, yönü Allah'tan halka doğrudur, Allah'tan halka işâret verir. Tasavvuf yolunda ilerlememiş bulunan halk ise, Allah'a ulaşamamıştır. Onların işâreti Allah'a doğrudur. Şöyle de ifâde etmek mümkündür: Süfinin işâreti müessirden esere, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a işâretiyse eserden müessire doğrudur
Yine Şibli şöyle demiştir: Süfi halktan munkati, Hakk'a muttasıldır (halktan ayrılmış, Hakk'la bütünleşmiştir).
Ruveym şöyle demiştir: Süfiler (birbirilerini irşâd ve ikaz etmekten) geri kalmadıkça hayırdadırlar. Ancak aralarında sulh vâki olduğu favâm gibi birbirlerini ikaz etmeyi bıraktıkları ) zaman, onlarda hayır kalmaz.
Ceriri de Tasavvuf, hâlleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a etmek, edebe sarılmaktır demiştir
Müzeyyin Tasavvuf Hakk'a boyun eğmektir demiştir
Ebü Türâb Nahşebi de şöyle demiştir: Süfi o kişidir ki, hiçbir şey onu bulandırmaz, her şey onunla saflaşır.
Denilmiştir ki: Süfi talebin fistemenin) yormadığı, sebebin rahatsız etmediği kişidir. (Kuşeyri, 138
Mutasavvıf-ı câhil (câhil mutasavvıf), bir şeyhin sohbetinde bulunmayan, bir büyükten edeb öğrenmeyen, hayat tecrübesi tatmamış a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsedir /a . Bu kimse, basiretsiz bir şekilde mavi elbiseyi giyer, kendisini süfilerin arasına atar, bast yoluna sülük eder. Aptallığı onu herkesin kendisi gibi olduğunu zannetmeye sevk eder. İşte bundan dolayı hak ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıl /a yolunu seçemez olur. (Hücvîrî, 23
Bir topluluğa göre, süf (yün elbise) giyindiği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/icin-sufi/" için süfiye /a süfi adı verilmiştir. Diğer bir topluluğa göre (Allah yolunda) saff-ı evvelde (ilk safta) bulundukları için süfilere süfi denilmiştir. Başka bir topluluğa göre Ashab-ı Suffe'yi örnek aldıkları için bu ismi almışlardır. Diğerlerine göre bu isim safâdan türemiştir. (Hücvîrî, 39
Safâ, kederin (yani saflık ve berraklık, bulanıklığın); zıddıdır. Keder beşere ait sıfatlardandır. Hakikatte süfi, keder sahasını geçmiş olan kimsedir. Nitekim Hz. Yusuf'u müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a güzelliğindeki inceliklerde istiğrak hâline eren Mısırlı kadınlara beşeriyet hâli hâkim olmuş ve (ona beşeriyetlerinin fânilik penceresinden baktıkları için, yaşadıkları) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/galebe/" galebe /a hâli (tasavvufi mânâsının) tersine dönmüştü. (Hücvîrî, 41
Süfi, velâyeti kâmil olan ve muhakkık velilere verilen bir isimdir. Nitekim meşâyıhtan biri şöyle söylemiştir: Sevginin saflaştırdığı kimse sâfi olur, sevgilinin saflaştırdığı kimse ise süfi olur. Bu ismin dil prensiplerine göre herhangi bir manâ928 süfi-mutasavvıf -mustasvif/süfiyye
dan türemiş olması doğru olamaz. Çünkü bu isim, türeyebileceği bir kökün çok üstündedir. Dil âlimleri, aynı cinsten olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimeleri /a birbirlerinden türetirler. Bulunabilecek herhangi bir kök safânın zıddıdır. Bir kelime ise zıddından türeyemez. Ehline göre bu mânâ güneşten daha açıktır, anlatınak içirı ibâreye ihtiyacı yoktur. Çünkü süfi, ibâreden de işâretten de ötedir. Süfinin durumu böyle olunca tüm âlem bilerek veya bilmeyerek onu anlatır. Mânâ ortaya çıkıyorsa ismin ne önemi kalır? Süfiler kendilerinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a ehli olana süfi , onlarla irtibâtlı olanlara ve talebesine de mutasavuf derler
Süfi, kendinden geçen, huyların pençesinden kurtulmuş bir şekilde Hakk ile bâki olan ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatlerin /a hakikatine tutunmuş olan kimsedir. Mutasavvıf ise bu dereceyi mücâhede ile elde etineye çalışan ve onların davranışlarını elde etinek için çabalayan kimsedir. Mustasvif ise üstünlük, şân ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a hazzı için onlara benzemeye çalışan kimsedir. O bu ikisinden ve her türlü manâdan gafildir. O kadar gafildir ki hakkında şöyle söylenmiştir: Süfilerin nezdinde mustasvif sinek, başkalarına göre ise kurt gibidir.
Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , süfi vusülün (kavuşmanın); mutasavvıf usülün (kavuşmaya götüren yolların), mustasvif ise fuzüli işlerin sâhibidir. (Hücvîrî, 43-44
Zünnün Mısri şöyle der: Süfi o kimsedir ki, konuştuğu zaman sözü hakikatlerden açıklamalar yapar, süküt a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a zaman da alâkaları kesmek süretiyle bedeni onun adına konuşur. Yani süfinin sözleri tamamen sağlam bir esasa dayanır. Bütün fiilleri sırf tecriddir . Konuştuğunda sözleri tamamıyla hak olur, sustuğu zaman hareketleri tamamıyla fakr olur (Allah'a ihtiyaç ve niyaz hâlinin ifadesi olur). (Hücvîrî, 45
Süfiyye, rühlarını beşeri kederlerden uzaklaştıran, nefsin âfetlerinden koruyan, Hakk'ın yanında en yüksek dereceye ve ilk saffa yerleşinceye kadar kendile
