Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

gerçekte (Tasavvuf Sözlüğü)

uzak düşer. Böylelikle (Hakk tarafından) kabül edildiğini sandığı şey reddedilir Denilmiştir ki: Edebden mahrum kalan bütün hayırlardan mahrum kalır. Şöyle de denilmiştir: Vaktinin edebiyle edeblenmeyen kişinin vakti …

uzak düşer. Böylelikle (Hakk tarafından) kabül edildiğini sandığı şey reddedilir

Denilmiştir ki: Edebden mahrum kalan bütün hayırlardan mahrum kalır.

Şöyle de denilmiştir: Vaktinin edebiyle edeblenmeyen kişinin vakti aldanmaktan ibârettir. (Âdâb , 17

(Ruveym demiştir ki: ( Avârif)) Mebne-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a (tasavvufun temeli), (Ebü Muhammed Ruveym'inr saydığı (Kâşânî ve Câmi’),) fakr ve iftikara yapışmak, sarf ve isârı tahakkuk ettirmek, itirâz ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtiyari/" ihtiyarı /a (tercihte bulunmayı) terk etmekten ibâret olan üç haslettir. ((Avârif, 37; Kâşânî, 76; Câmi’, 95

Tasavvuf fakrdan başka bir şeydir. Zühd de fakrdan başka bir şeydir. Tasavvuf da zühd (ya da zühdden ibâret) değildir. Tasavvuf, eğer kişi zâhid ve fakirse, fakr ve zühd mânâlarına ilâveten, zâhid ve fakir olsa bile, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a bulunmasıyla süfi diye isimlendirilmeyi hak edeceği diğer sıfat ve izâfetleri de toplayan bir isimdir

Ebü Hafs demiştir ki: Tasavvufun tamamı âdâbdır. Her vaktin, her makamın ve her hâlin bir edebi vardır. Vakitlerin âdâbinâ sarılan, (kendilerine süfi denilen ve gerçek er olan bu) adamların ulaştığı mertebelere ulaşır. Âdâbı zayi edense, yakın olduğunu sansa bile, gerçekte fo noktadan) uzak düşer, kabül edildiğini ümid etse de merdüddur. ( Avârif, 38

Denilmiştir ki: Tasavvuf derli toplu bir zihinle Allah'ı zikretmek, semâ ile vecde