Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ğında ya da Kelâm'daki (Tasavvuf Sözlüğü)

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikate /a vâki olduğunda ( a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmete /a benzer bir durum arz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a ), (çiftçi) kendisine hâkim …

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikate /a vâki olduğunda ( a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmete /a benzer bir durum arz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a ), (çiftçi) kendisine hâkim olamaz. Kendisine (hâl olarak) gerekli olan şeyin gerekliliği veya kabz hâli yaşatan bir hâlin gelişi gibi, ferahlamak için (o rüzgârı) içine çektiği zaman, ya kendisine bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a ve bulunduğu mertebeden daha yükseğe çıkma a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a hibe edildiğinde onu bürünür veya mâni olan ve tecrid eden şeylerden sakınır ya da gaybet hâlinin başlangıcı olur yahut tâzim ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a sükünete erer veyahut da ona ilmi bir tehdid ilhâm a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a onu tuzaktan sakındırır ve kurtuluş vesilelerine götürür. (Ravza, 693

Rih-i hâtır-ı meleki meleki hâtır rüzgârı) Rahmâni hâtıra bağlı, ona bitişiktir. Nefs ve şeytan hâtırına terstir. O, çiftçinin vaktini ve aslını bildiği bir rüzgârdır. Hidâyet, rahmâni hâtıra bağlıdır. Sanki o burada zâtla değildir

Her rahmâni hâtırda meleki bir gaye vardır. Bu gayeye mâni olunamaz. Bu rüzgâr çiftçiyi gidilen yola yönelmekten uyandırarak iyiliği emreder. Onu faziletleri elde etmeye, kemâle ermeye teşvik eder. Sanki o rüzgâr, o çiftçinin üstadı, (kötü yola gitmesine) mâni olan (rehberi) ve bâtınının muallimidir. Burada a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a yolunda dikkat çekilen, onu kapalılıkları araştırmaya sevkeden, düşünülmeyeni düşünmeyi, işitilmeyeni işitmeyi kararlaştıran bir hibe (hâl) vardır. Ya da ona adı geçen yolda sülük etmeyi öğreten, onu koruyan, onu şübhelerden kurtaran, iyilik mertebelerine yükselten veya ona vuslatı ve ondan sonra nasıl bekaya ereceğini, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a yokluğu, mutlak varlığı, kendinden geçmeyi, sonra kendinden geçmekten de geçmeyi, sonra hakiki bir edeble Hakk'a dönmeyi öğreten bir hibe vardır. Burada gizli bir yanlışın olduğunu görür ve hayat ile ölümü anlar (hangi yolun hayat, hangi yolun ölüm olduğunu anlar). (Ravza, 694

Rih-i hâtır-ı nefsâni (nefsâni hâtır rüzgârı), şeytani hâtıra bağlı, cisme bitişiktir. Cisimlere ilâve edilen şeyler onların a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seytan/" şeytâni /a maddesidir. Cisimlerin parçaları, bölmeleri, cisme ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a ait şeylerdir. Bu hâtır, tabiatı itibâriyle uzaklık kabül etmez. Bilakis zorlama, azarlama ve belâ kabül eder. Meleki hâtırla anlaşılır, ancak zâtla değil, araz vâsıtasıyla anlaşılabilir

Bu hâtırla çiftçi, -mübâh da olsa - bedeni şehvetlere yönelir. Makam ve itibâr ister. Bu hâtır şeytani hâtırla karışıktır. Ondan tâzim, açığa çıkarma ve iyiliklerle gözükmeyi ister, ona teberrük mertebesini elde etmeyi süslü; yanındaki halkı da kerih gösterir. Onların muhâtab kabül edilmemesi gereken kimseler olduğunu, yi332 hâtır/havâtır

yip içmelerine katılmaması gerektiğini fısıldar. Onu bazen bid'ate, bazen rahmetten ümid kesmeye düşürür, bazen de kerâmet beklemekle aldatır

Ona, elde edemediklerinden dolayı hüzün elbisesini giydirir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ruhsat/" ruhsatları /a işlemesi için gevşeklik verir. Onu Allah'ın sıfatlarını yok saymaya yaklaştırır. Nübüvvet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a mertebesiyle onu heyecanlandırır. Onun her müteşabihi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-vil/" te'vil /a etmesine yardım eder, kıyas yoluyla haramları işlemeyi ilhâm eder. Mübâhtır düşüncesiyle onu hevâsının peşine takar. (Ravza, 695

Rih-i hâtır-ı şeytâni şeytâni hâtır rüzgârı), çiftçiyi eksilme noktalarına çeken ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insâni /a kemâle mâni olan bir rüzgârdır. Nitekim onun hevâyla alâkalı, bir maddeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a ve noksanlık süretiyle kaim olduğunu söylemiştik. Bu yönüyle çiftçiye yerin ters yüz edilmiş şekli görünür. Çiftçiye açık bir haramı süslü gösterir, ona zararlı bilgiyi öğretir, faydalı olanı da unutturur. Ona tümüyle buna götüren bir benzerlikle ve şübheyi tâyin eden lafızlarla hizmet eder. Onu çiftçilik ve insâniyyet mânâsından sıyırıp çıkarır. Onu nâtık olmayan hayvanların ve kâfirlerin rütbesine indirir. Ancak hevâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ve-dalalet/" ve dalâletin /a büyüğüyle iknâ olacak hâle getirir. Herhangi bir tâat fiiline irşâd etmez. Hulâsa bu rüzgâr çiftçinin, yerin altını üstüne getirmesine sebeb olur. Şöyle derler: Bu dört rüzgâr çiftçinin çevresinde döner durur. Çiftçinin zâtı hepsinin toplamıdır. (Ravza, 696

Sana haram veya mekrüh cinsinden bir hâtır geldiğinde, bil ki bu şeytandandır. Sana mübâh cinsinden bir hâtır geldiğinde, bil ki bu nefstendir. Şeytanın sana haram veya mekrüh cinsinden getirdiği hâtırdan, yapılması gerekiyorsa yaparak; yapılmaması gerekiyorsa terk ederek kaçın! Mübâhlar konusunda ise muhayyersin. Sana sevâb kazanma arzusu hâkim olursa mübâhtan kaçın, vâcib ve mendübla meşgul ol! Ancak mübâhı işlediğinde, bir huzür içindeysen ve Şâri bunu bana mübâh kılmasaydı, işlemeyecektim dediğin bir fiil ise, o fiilin mübâh olması sebebiyle değil, ama senin mübâhı işlemen sebebiyle ecir alırsın. Yani sen onun Allah tarafından meşrü kılındığına inandığın için ecir alırsın

Sana farzla ilgili gelen bir hâtır varsa onu derhâl yerine getir! Çünkü o melektendir. Sana mendüb cinsinden bir hâtır gelirse ilk hâtırı muhafaza et (sakla, bunu yapmakta acele etme ! Bu İblis'ten olabilir. Onu iyice tahkik et! Sana başka bir mendübu veya ondan daha üstününü ya da senin için daha evlâ olanını terk ettirecek bir hâtır gelirse ilkinden dönme, onu sağlamlaştır, ikinciyi muhâfaza et, ama birinciyi yap! Onu bitirip de ikinciye başladığında yine onu işlemen gerekir! Şübhesiz bu durumda şeytan zelil olarak döner (Önce hak olan hâtırı yerine getir, şeytandan gelen mendübla ilgili hâtırı sakla, ikinci olarak da şeytandan gelen bu mendüb hâtırını yerine getir. Bu durumda şeytan seni diğer amelden alıkoyamadığı gibi, kendi hatırlattığı iyi ameli de yaparak onu üzmüş olursun). (Esfâr, 115

İlk hâtır dedikleri hâcis, rabbâni, rahmâni ve tedirgin edici hâtırdır. Bu, kolaylaştırıcı ilk sebeb olarak da adlandırılır. Işte bu hâtırdır. Nefste tahakkuk ettihâtır/havâtır ğinde buna irâde derler. Üçüncü defa tekrarlanırsa buna hemm derler. Dördüncüsünde azm denir. Murâdına yöneldiğinde ise buna kasd adını verirler. Fiile başladığında gelen hâtır ise niyet adını alır

Eğer bir fiilin hâtırı değilse, buna da ilhâm yahut vehbi ya da ledünni ilimler denir. Aslında ilhâm umümi olur (iyi de kötü de olabilir). ... Ona kötülükleri ve iyilikleri ilhâm edene... Şems, 91/8). Vehbi ve ledünni ilhâm ise velilere hastır. (Câmi’, 27

Havâtırın dört kaynağı vardır: Rüha gelen hâtır-ı rabbâni (rabbâni hâtır), akla