yükseklik ya da alçaklık gibi nisbetlerden hiçbiriyle vasıflanacak husüsiyette değildir. O yâküte-i beyzâ (beyaz yakut) denilen şeydir. Yâküte-i beyzâ, Cenâb-ı Hakk'ın, mahlükatı yaratmazdan 108 amâ
evvelki durumunu ifâde eden kavram olup, süfiler buna hadisten delil getirirler. (İnsân, Il, 58
Şeyh Muhyiddin Arabi'nin!s ibâreleri de icâba nâzırdır (Allah'tan başka vâcib varlıklar kabül etme ya da O'nun, âlemin kendisinden feyiz yoluyla sâdır olmasına mecbür olduğu görüşüne meyl etmektedir). Kudret mânâsında felsefecilerle muvâfık düşmektedir. Şu bakımdan (böyledir): O, Kadir-i Mutlak için, bir şeyi terk etmenin mümkün olmasını doğru bulmaz. Aksine O'nun fiili yönünün lüzümuna inanır. Acâibdir ki Şeyh Hazretleri keşfi nazarda makbül şahsiyetler arasında görülmektedir, ancak kendisinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ehlinin görüşlerine aykırı olan pek çok ilmi de mevcüddur. Kendisinden pek çok hatalı ve isâbetsiz görüş zuhür etmiştir. Fakat belki de keşfi hatasında mâzürdur. Ictihâddaki hatada olduğu gibi, keşfi hatadan dolayı kendisinden kınanma kalkmıştır. (Mektübât, I, 265
Rabb ismi Rahim isminden, Rahim ismi Rahmân isminden, Ralımân ismi Allah isminden, Allah ismi ise Zât'tan izinlidir (yetki alır). (Nefehât, 62
