onu etkisi altına alması bunlardandır. Hâl ve kuvvet yönünden aniden gelen vâridlerin üstünde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a (dolayısıyla hâlin etkisinde kalmayanların) vâridleri de bunlardandır.. Bu durumda olanlar vaktin efendileridirler. (Kuşeyri, 44
Bevâdili, gaibden birdenbire ve aniden kalbe gelen şeydir. Bu hâl, kalbde neşe veya hüzün meydana getirir
Hücüm, kalbe, hiçbir zorlamaya konu olmadan, kuvvetin kuvvetiyle vârid olan şeydir. (Istılâlı, 535
bevâdih-hücüm/hevâcim
Bevâdih, hücüm, sahv, sekr, zevk, şürb ve benzerleri gaibden kalblere gelen vâridât olup, geldiği kimseye çeşitli şekillerde etki eder. Bu hâle vârid denir. Bu vâridleri tahsilde kul irâdesinin etkisi yoktur
Ne var ki bu vâridat, ancak kendisini kabüle hâzır olan kalbe gelir. Kalbe bir vârid irâde dışı olarak aniden geldiği zaman, bu vârid o kula vaktin fevtininin hasretini verir. Çünkü bu hâl uyarıcıdır. Eğer kalb vaktinin hükmünden gafil kalırsa, vaktinin vâridiyle edeblenemez. Hak Teâlâ, kendi tarafından bir lütuf ve yardım olarak onu uyarmak istediğinden, vaktin fevtinin kendisine açılması için bir elçi olarak bu vâridi göndermiştir. Çünkü bu kul, Allah'la ilgili edebe riâyet etmeyen kimselerdendir. O vârid, vaktin fevtine götüren şeylerden pişmanlık duymasını sağlar. Onu, herhangi bir fazilet olarak bu pişmanlık duygusuna mecbur kılar. Vaktini fevt etmemiş gibi olması için bu vârid de onun vakti cinsindendir. (Fütühât, II, 547
Bevâdih, vaktin hükmüyle gaibden kalblere ansızın gelen şeydir. Süfilerin ıstılâhlarına göre, bu bevâdih kalbe ya neşe yahut hüzün vermek için gelir, bunun üzerine kişi ya hemen güler ya da ağlar. Ebü Yezid'in (Bistâmi'nin) sözünde buna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a vardır: Bir zaman gülmüş, bir zaman da ağlamışınıdır. Ebü Yezid bu sözüyle bevâdihin etkisinde olduğunu söylemek istemiştir. Sonra da şunu eklemiştir: Bugün ne gülüyorum, ne de ağlıyorum. Bununla da bevâdihin etkisinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azamete /a intikalini anlatmak istemiştir
Bevâdih, ancak hiçbir hâl, sıfat ve bedihesi olmayan kimseler hakkında söz konusu olur. Şu kadar ki bevâdih, Hüve hazretinden çıktığı zaman gelir. Ne zaman geleceği bilinmez. Geldiği zaman birden ve ansızın gelir. Kendisiyle vârid olan şeyi (sevinç ya da hüznü) verir ve gider. Herkesin bildiği şekilde olan bedihe ise neşe veya darlık vermez
İnsanların bedihe dediği şey, mutasavvıfların bahsettiği bedihe değildir. Onlar, darlık veya neşe etkisi bırakan şeye bedihe derler. Neşe veya darlık vermiyorsa böyle kimselerin hâlleri, (süfi olmayan) diğer insanların hâlleri gibidir
Ehl-i tarik , bevâdih geldiğinde onun, hükmünde asla hata etmeyeceğini ve kendisine gelen her şeyin bu isâbetini de elbette bilirler. Bu sebeble müridler şeyhlerine Allah'tan almayı öğrenme meselesini sorduklarında, onların cevâbı düşünmelerine izin vermezler. Çünkü bu durumda cevâbları, düşünme yoluyla olur foysa aslında cevâbı düşünmeden verebilmek gerekir). Müridlerine şöyle tenbihlerler: Soru sorulduğunda sorulan şey hakkında ancak ilk aklına gelen cevâbı ver. Böylece soru sorulurken kalbine ilka edilene bakarsın. Onu, gelen ilhâmın görüşüyle söyle. Eğer böyle yapmazsa onun cevâbını kabül etme. Eğer cevâbında düşünme ve nazar yoluyla isâbet ederse, Allah, kullarından hiçbirinin kalbinde olandan habersiz değildir. Aksine onların kalblerinin gözetleyicisidir ve her nefse dilediği kadarını ihsan eder. (Fütühât, I1, 547-548
Bevâdih, bâdih kelimesinin çoğuludur. Gaibden ansızın kalbe gelip, kalbe bast
