Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

gönüllerin (Tasavvuf Sözlüğü)

Bu cemâlin bir de celâli vardır. Bu da kâinâtın taayyünleriyle cemâlin perdelenmesidir. Her cemâlin ardında bir celâl, celâlin ardında da bir cemâl vardır. Allah'ın celâlinin ve sıfatlarının izzet ve ihticâb (perdelenme) …

Bu cemâlin bir de celâli vardır. Bu da kâinâtın taayyünleriyle cemâlin perdelenmesidir. Her cemâlin ardında bir celâl, celâlin ardında da bir cemâl vardır. Allah'ın celâlinin ve sıfatlarının izzet ve ihticâb (perdelenme) mânâsı taşımasından dolayı, O'nun İlâhi Hazret'ten gelen yücelik ve kahrını, bizim de boyun eğme ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a hâlinde olmamızı gerektirir. O'nun celâli, cemâli ve diğer sıfatlarında yaklaşmak ve açıklık mânâsı taşımasından dolayı da O'nun İlâhi Hazret'ten gelen lütuf, rahmet ve şefkatini, bizim de üns hâlinde olmamızı gerektirir

Celâl, Hak Sübhânehü ve Teâlâ'nın, kendisinin kendi Zât'ını bilmesi gibi bizim O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ve hüviyetini bilmenin bizden saklı olmasıdır. Çünkü Zât'ını olduğu gibi kendinden başka hiç kimse göremez. (Kâşânî, 40; Câmi’, 80

Celâl, hafâ (gizlilik) demek olup Zât'ın ardından gelir. Cemâl ise zuhür fortaya çıkma) demek olup, gizlilikten sonradır. Bu sonralık zaman yönüyle değildir. (Sofyavi, 336

Cemâl, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a ve mukayyed olmak üzere iki çeşittir. Mutlak cemâl, sadece yerlerin ve göklerin nüru olan Allah'a mahsüstur. O, sebebe bağlanamayan, nasıl olduğu açıklanamayan, hiçbir benzeri olmayan İlâhi Cemâl'dir. Cemâlinin künhünü sadece O bilir

Dediler ki bana senin hakkında

Aklın gücü yetmez O'na

Mukayyed cemâl de iki çeşittir: Bunlardan külli cemâl, mutlak cemâlden, Allah'tan başka varlıklara seyreden ilâhi cemâldir. Akıl, nefs, felek, yıldız, melek, tabiat, cisim, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyula/" heyülâ /a , unsur, maden, nebat ve hayvan gibi türlerin hepsi taşıyabilecekleri miktarda buna nâil olmuşlardır. Bu olmasaydı ne varlığı devam ederdi, ne hakikati ortaya çıkardı, ne de zâtı kaim olurdu. O bütün varlıkların sırrıdır. Varlık O'nunla var olmuştur. O'nun yardımı süreklidir. Eğer zaman veya ferd olsun bunlar için bir engel takdir etmiş olsaydı ne âlem var olurdu ne de onda bir varlık. Bu sır, zuhürdaki çokluktan dolayı gizlenmiştir. O'ndan daha zâhir hiçbir şey yoktur. O'nun hakkında hiç kimse şübhe etmez. O hem hitâb eden ve hem hitâb edilendir, hem idrâk hem müdriktir, hem âlim, hem de mâlümdur. Ondan daha gizli bir şey de yoktur. O târif edilemez, anlatılamaz, idrâk edilemez

Cüz ? cemâl, hafi (gizli) ve celi (açık) olmak üzere iki kısımdır. Hafi hislerden