arasında birçok fark vardır. Bunlardan birisi şudur: Evliyânın kerâmetlerinin sebebi imân ve takvâdır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seytan/" şeytâni /a hâllerin sebebi ise Allah ve Resülü'nün yasakladığı şeylerdir. (Furkân, 136
Kerâmât kerâmetler), uzak mesafeleri kat etmek, su üzerinde yürümek, havada uçmak ve hârikulâde yollardan yemektir. (Esfâr, 13, 96
Sihirle kerâmet arasındaki fark şudur: Sihir, ancak fâsıkta zuhür eder. Şeyh şöyle söylemiştir: Bu husüs, aklın kabül edebileceği bir şey değildir. Ancak icmâ-yı ümmetten alınmıştır. İmâm şöyle söylemiştir: Kerâmet, fâsıklığını ilân eden fâsıkta görülmezse, onun velâyetine kesinlikle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehadet/" şehâdette /a bulunamazsın. Çünkü eğer ona şehâdette bulunsaydın, bu kerâmetlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a âkıbetlerden emin olurdu. Bu yüzden bu durum velinin kerâmeti konusunda ittifâkla câiz olmaz. (Bustân, 54
İmam Ebü Bekr Fürekri, şöyle demiştir: Mücizeler, doğruluğun delilleridir. Eğer bunu sâhibi peygamberliğini iddiâ etse, bu, onun iddiâsında sâdık olduğunu gösterir. Eğer sâhibi velâyetini iddiâ edecek olsa, o hâlinde sâdık olduğuna delalet eder ve ona, aralarını ayırd etmek için mücize cinsinden de olsa mücize' değil kerâmet' denilir.
İbn Fürek"h, şöyle derdi: Mücizelerle kerâmetler arasındaki fark şudur: Peygamberler mücizeleri açık olarak göstermekle memurdurlar. Veli ise kerâmetini gizlemek zorundadır. Peygamber, peygamber olduğunu iddiâ eder ve iddiâsını kesin olarak dile getirir. Veli ise velâyetinde iddiâda bulunmaz ve (mevhibe değil) fikir olma ihtimâlinden dolayı kesin olarak Bu kerâmettir' diyemez.
Kendi sahasında zamanının eşsiz insanı olan Kadı Ebü Bekr Bâkıllâni şöyle söylemiştir: Mücizeler peygamberlere mahsüstur. Kerâmetler ise velilerde zuhür eder. Velinin mücizesi olmaz. Çünkü mücizenin şartı, peygamberlik iddiâsına dayanır. Mücize kendi başına mücize olmaz. Mücize olması için pek çok vasfın meydana gelmesi gerekir. Bu şartlardan biri ihlal edilirse mücize olmaktan çıkar. Bu şartlardan biri de peygamberlik iddiâsıdır. Veli peygamberlik iddiâsında bulunamaz. Buna göre kerâmetin mücize olmadığı meydandadır. (Bustân, 55
Kerâmât (kerâmetler) Peygamber Efendimizin mücizelerinden sayılır. Çünkü müslümanlığında sâdık olmayan kimsenin kerâmeti olamaz. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bir peygamberin ümmetinin birinin elinden zuhür eden kerâmet o peygamberin mücizelerinden sayılır. Çünkü peygamber davasında sâdık olmasaydı, ona tâbi olanın elinde kerâmet olan mücize zuhür etmeyecekti. (Bustân, 56
Kerâmet, istikamet üzere olmaktan ibârettir. Onların istikametten başka bir istekleri yoktur. Onların ellerinde bu kerâmetler, onların bütün hâllerinde kâmil ola542 kerâmet/kerâmât
rak Resülullah Efendimizin vârisleri oldukları ve onun Efendimizin yaptıklarında ona uydukları bilinsin diye zuhüra gelmektedir
Kerâmet-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddikin /a (sıddıkların kerâmeti) beş tanedir. İlki istikamette olmak şartıyla devamlı zikir ve tâat hâlinde bulunmaktır. İkincisi, azı tercih etmek süretiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a rağbet etmemektir. Üçüncüsü, aksi hâller bulunsa da yakini tazelemektir. Dördüncüsü, menfaat getiren kişilerle beraber bulunduğunda vahşet, zarar verecek kişilerle beraber bulunduğunda ünsiyet duymaktır. Beşincisi, tayy-ı mekân (uzun mesafeleri kat etmek), su üstünde yürümek ve benzeri olağan hükmünün dışında kalan şeylerin zuhür etmesidir
Bu faziletlerin belli vakitleri, şahısları ve yerleri vardır. Bunları vakitsiz olarak isteyenlerin erişmesi pek nâdirdir. Hulâsa olarak bunlar, isteyene veya kendi kendine bunu anlatana ya da bunu elde etmek için çalışana verilmez. Bunlar ancak Allah sevgisiyle meşgul olduğundan kendini ve amelini görmeyen, Allah'ın ihsânını kollayan, kendinden ve amelinden ümidini kesene verilir. Bu kerâmetler, bâtınında nefsinin heyeti de bulunsa, zâhirinde istikamet sâhibi olan kişide zuhür eder. (Câmi’, 47
(Bu tamlamada)j âyât ın ( mucizeler kelimesinin) başa gelmesi ve rekâibe (bineklere) izâfe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a , umümi olanın husüsi olana izâfe edilmesidir. Rekâib yekibe nin çoğulu olup, Peygamberlerin doğru söylediğine delâlet eden mucizeler cümlesindendir. Mücizât-ı rekâib (bineklerin mucizeleri) arasında Hz. Muhammed'in 5 Burak'ı, Hz. Sâlih'in devesi gibi mucizeler sayılabilir
Her mucize bineklerle olmadığı gibi, bineklerin hepsi de mücizelerle irtibâtlı değildir. Burada rekâible kasd edilen mucizenin kendisi ise o Burak ve devedir. Ancak, mefhümun (yani rekâib kavramının) umümi ve husüsi mânâsına göre, (Burak ve devenin) birbirinden başka olmaları cihetiyle izâfet geçerli olmuştur. İşte bu... yani bineklerin mucizelerden olması ... görüş farklılıklarından ötürüdür. Yani bazıları Hakk'a, bazıları da karanlık bir âlemin çöllerine gittikleri içindir. Rekâib, bunlardan her ikisine gitmeyi kabül eder, râkibi (biniciyi) -hak olsun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıl /a olsunmaksadına ulaştırır. O, gidilen yolu birleştirmektir ki, bu tariktir
Maddi bineklere bazı insanlar binerler ve Allah'ın râzı olmadığı nefsâni arzularına kavuşmak için mesafe katederler. Diğer bazıları ise Allah'ın emrine ulaşmak için böyle yaparlar. Hakiki rekâib (binek) de böyledir. Bu rekâib, hayvâni nefsin, nâtık nefslerin binekleri olan süretleridir. İşte bazı nefsler, ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâlleri /a elde edebilmek için ona binerler ve kendi istekleriyle değil, Hakk'ın emir ve isteğiyle Hakk yolda istihdam ederler. Onlara Allah tarafından ilim bahşedilir, onlar da o ilimle eşyâyı olduğu gibi bilirler. Diğer bazıları ise onu kendi istekleri ve akıllarının estiği doğrultuda kullanır ve kendileri bilip de öncelik verdikleri tertibde ve bilinmeyen şeylere ulaşmak için istihdam ederler. (Sofyavi, 200
kerâmet/kerâmât 543
Allah'a itâatten çıkmış, isyânkâr kimselerden zuhür eden hârikulâde (olağanüstü) hâdiselere istidrâc denir. (Nebhâni, I, 8
Mücizeden önce peygamberlik iddiâsı olur. Kerâmetten önce velâyet iddiâsı olmaz. Aralarındaki farkın sebebi şudur: Peygamberler halka onları küfürden imâna, isyândan itâate davet etsinler diye gönderilmişlerdir. Eğer peygamberlik iddiâsını açıklamasalardı, insanlar onlara inanmayacaklardı. İnanmasalardı küfürde kalacaklardı. Peygamberler, peygamberlik iddiâsında bulunup mücize gösterirlerse halk onlara inanır. Şu hâlde peygamberlerin peygamberlik davasında bulunmalarındaki maksadları nefslerini yüceltmek değil, aksine küfürden imâna geçmeleri için insanlara acıdıklarını göstermektir
Veli içinse veliliğin sâbit olduğunu bilmemek küfür, bilmek de imân değildir. Buna göre velâyet davası nefsin şehvetinden dolayı olur. Bundan peygamberin peygamberlik iddiâsı vâcib (gerekli) olurken, velinin velâyet iddiâsında bulunmasının câiz olmadığını anlıyoruz. Böylece fark ortaya çıkmış oluyor
Mücize ile kerâmet arasındaki farkları şöyle açıklamışlardır. İlk olarak hârikulâde bir fiilin zuhüru o insanın mâsıyetten uzak olduğunun delilidir. Sonra bu hârikulâde fiil peygamberlik iddiâsında bulunan kimseden zuhür etmişse, onun peygamberlik davasında; velilik davasında bulunandan zuhür etmişse, o kişinin de velilik davasında sâdık olduğunu gösterir. Bu yolla velilerde kerâmetin zuhür etmesi, peygamberlerin mücizelerini çürütmüş olmaz
İkinci olarak, Hz. Peygamber 5 mücize iddiâsında bulunur ve bunu kesin bir dille ifâde eder, veli ise kerâmet iddiâsında bulunduğunda kerâmetini kesin olarak ifâde etmez. Çünkü mücizenin açık olarak gösterilmesi vâcibdir. Kerâmetin zuhüru vâcib olmaz
Üçüncü olarak, mücizeye mücizeyle karşı çıkılamaz, kerâmet ise böyle değildir
Dördüncü olarak, biz, velâyet iddiâsında bulunduğunda veliden kerâmetin zuhürunu, ancak bağlı bulunduğu peygamberin dininde olduğunu kabül etmesi hâlinde câiz görürüz. İş böyle ise kerâmet, o peygamberin bir mücizesi ve onun risâletini teyid olur. Bu takdirde kerâmetin zuhüru peygamberin peygamberliğini çürütmüş olmaz, aksine onu güçlendirmiş olur
Yalnızca farzlarla Allah'a yakınlaşmak nafilelerle yakınlaşmaktan daha faziletlidir şeklindeki ikinci bir şübheye cevâb olarak şunu söyleyebiliriz: Veli, ancak hem farzları hem de nafileleri yerine getirirse veli olur ve hâli yalnızca farzla yetinenden daha kâmil olur. Böylelikle fark ortaya çıkmış olur. Cenâb-ı Hakk'ın Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlükle varabileceğiniz memleketlere taşırlar âyeti, alışılmış ve bilinen mânâsına hamledilmektedir. Velilerin kerâmetleri ise bu umümi kaideden istisnâ edilmiş olan nâdir hâllerdir
kerâmet/kerâmât
Şu cevâb da dördüncü şübheye dâirdir: O da Peygamber Efendimizin Delil getirmek iddiâ sâhibine aittir sözüne sarılmaktır. (Nebhâni, I, 12
Kerâmet sâhibinde kerâmet, ancak o kişinin, Allah'ın huzürunda zillet ve tevâzüunu göstermesi için bulunur. Sâhib olduğu kerâmetlerden dolayı büyüklenir, zorbalaşır ve kibre kapılırsa, kerâmetleri elde etmesine sebeb olan şeyler geçersiz hâle gelir. Kişinin helâke giderek merdüd (kovulmuş) olmasının yolu budur... Sâhib-i istidrâc listidrac sâhibi), kendi üzerinde ortaya çıkan şeye ünsiyet eder ve kerâmeti bulduğunu zanneder. Çünkü, buna lâyık olduğunu düşünmektedir. Bunun için, kendisinden başkasını küçümser ve kendisini büyük görür. Allah'ın
