Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

gurâbiyye (Tasavvuf Sözlüğü)

İrâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmeti /a , müridin başlangıçtaki sıdkıdır. Bu, bir şeyin kendisi için kaim olmadığını kavramayı sağlayan bir himmettir. Bu himmet çoğunlukla Afrika'da Gurâbiyye olarak …

İrâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmeti /a , müridin başlangıçtaki sıdkıdır. Bu, bir şeyin kendisi için kaim olmadığını kavramayı sağlayan bir himmettir. Bu himmet çoğunlukla Afrika'da Gurâbiyye olarak adlandırılan bir toplulukta bulunur. Bununla dilediklerini öldürürler. Nefs, cem hâline erdiğinde âlemin cisim ve hâllerine te'sir eder. Bu durum ona zor gelmez. O kadar ki, kendisine, bu ilme ait, kendisinin henüz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olamadığı bir keşf ve imân kuvveti gösterilir. Bazı insanların ellerindeki zâhiri alâmetler, ancak bu himmetle gerçekleşir. Bunun öyle bir kuvveti vardır ki, kâmil şeyhlerin te'sirleri müride yerleştiğinde, onlara tasarrufta bulunurlar. İlhâmın saflığı yardımıyla gerçekleşen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatin /a himmeti ise, düşüncelerini Hakk'ta toplayabilen ehlullahtan büyük şeyhlere aittir. Bunlar bu himmeti, kesretten kaçarak ve kesretin tevhidini isteyerek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a için tek bir himmete dönüştürürler. Ârifler kesrete de, onların sıfatlardaki, nisbetlerdeki veya isimlerdeki ahadiyyetine de tenezzül etmezler. (Esfâr, 279

Muhammed Şehristâni, bu tâifenin fikre önem verdiklerini nakletmiştir. Onlara göre fikir, mahsüs (duyularla algılanabilen) ile mâkul (düşünülebilir olan) arasında orta bir yerdedir. Mahsüstaki süretler kendine; mâkulâttaki hakikatler de kendine döner. O, âlemdeki iki ilmin kaynağıdır. Bu tâife, bütün gayretleriyle çalışmışlar, hatta gayretlerini sağlam bir riyâzetle mahsüs alandan fikir alanına çevirmişlerdir. O kadar ki, fikir bu âlemden tecrid edildiğinde (soyutlandığında) bu âleme tecelli etmiş ve gaybdan haber verir olmuştur. Bazen yağmurları engellemeye kuvveti vardır. Bazen diri bir adama bir vehm (fikir) gelir, o hâldeyken o adamı öldürür

Şehristânirh şöyle der: Bu durum uzak görülmez, çünkü vehmin cisimleri ve nefsleri sevk ve idare etmede acâib bir te'siri vardır. Uyku esnâsındaki ihtilam vehmin cisimdeki tasarruf değil midir? Yüksek bir duvar üzerinde yürüyen bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gurbet/" gurbet /a adamın o anda düşmesi böyle değil midir? Yerle aynı seviyede attığı adımlarla yüksek yerde attığı adımlar birbiriyle aynı olur mu?

Vehmin acâib amellerden tecrid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a , Hindlinin (-burada muhtemelen çivili tahta üzerine yatan, günlerce yeraltında aç, susuz ve nefessiz yaşayabilen yogiler kasd edilmektedir-) his alanındaki şeyleri düşünmekle meşgul olmamak için günlerce gözünü kapatmasına benzer. Tecridle birlikte ona başka bir vehim yaklaştığında, bu iki vehmin tam olarak birleşmelerinden dolayı bilhassa sözü geçen amel üzerine müşterek te'sirde bulunurlar. (Esfâr, 280