Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hâiflerin (Tasavvuf Sözlüğü)

zühdüdür. İkincisi sevâb almak ve vaad edilen nimetlere kavuşmak için zühddür. Bu da râcilerin fümid edenlerin) zühdüdür. Bunlar nimetlerini (cennetteki) nimetler için terk etmişlerdir. Üçüncüsü ise en yücesi olup …

zühdüdür. İkincisi sevâb almak ve vaad edilen nimetlere kavuşmak için zühddür. Bu da râcilerin fümid edenlerin) zühdüdür. Bunlar nimetlerini (cennetteki) nimetler için terk etmişlerdir. Üçüncüsü ise en yücesi olup elemlerden kurtulmak ve nimetlere nâil olabilmek için değil, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a Allah Teâlâ'ya kavuşmak için dünyâda zâhid olmaktır. Bu ise muhsin olan âriflerin zühdüdür

Cennet lezzetlerine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a Allah Sübhânehü ve Teâlâ'ya nazar etmenin lezzeti, bir güvercine sâhib olup onunla oynamaya nisbetle, dünyâ mülkünü elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a onu sâhiblenmenin lezzetinebenzer. (Kudâme, 348

Zühdün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyeti /a (başlangıcı) eksik bir makamdır. Nihâyeti ise, gözün göremeyeceği kadar sonu olmayan bir makamdır. O, sınırlı fikirle sınırlandırılamaz. O 1290 zühd

avâmın derecesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmetlerin /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucadele/" mücâdele /a sahası, havâssı bilinen makama yükselten bir makamdır

Zühdün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , Mahbüb'dan (tek Sevgili olan Allah'tan) başka her şeyin dışına çıkmaktır. Bunu yapabilen zühdü, yapamayan ise fakrı tahakkuk ettirmiş olur. Havâssın bu husüstaki nasibi (fakr değil), zühddür, hatta zühd fi'z-zühddür (zühdden de zühd etmektir, âriflerin zühdünü gerçekleştirmektir). (Ravza, 410

Ârifin üç mertebesi vardır: Birincisi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masivadan/" mâsivâdan /a dönmek ve perdeleri ortadan kaldırmaktır. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a olana zâhid denir. Hakk'ı halktan saklı tutan üç çeşit perde vardır: Küfür perdesi imânı, dünyâ perdesi âhireti perdeler. (Bu ikinci durumda kişi) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a olsa bile âhireti dünyâsıyla örtülüdür. Dünyâ işinde çalışkan, âhiret işinde mütevekkil olur. (Üçüncüsü ise) ehl-i cennetin avamının perdesidir. Onlar nimet vereni unutup O'nun nimetleriyle meşgul olurlar. O gün cennetlikler gerçekten nimetler içinde safâ sürerler. Yâsin, 36/55) Cennet ehlinin havassı ise bu perdeyi yırtarlar. Cennet onları göz açıp kapayıncaya kadar bile Allah'tan alıkoyamaz. İkincisi riyâzet yolunda Allah'a gitmektir. Bu hâlde olana âbid denir. Sonuncusu ise Allah'a vâsıl olmaktır. Bu hâlde olana ârif-i billah denir. Bundan dolayı Hz. Şeyh şöyle demiştir: İrfân; tefrik, nakz, terk ve redd ile başlar; Hakk'ın Zât'a ait sıdk ile a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-yid/" te'yid /a edilmiş tüm sıfatlarında derinleşir, onlara gark olur, Vâcib'de sona erer ve forada) durur, (süküna erer). (Ravza, 435

Dünyâdan zühd ve âhirete rağbet, zikir meclislerinde ortaya çıkar. Dünyânın ayıp ve kusurlarını bilip yerme, cennetin güzelliklerini bilip medhetme, cenneti isteyip arzu etme, cehennemi hatırlayıp onun fenâlıklarından sakınma hep zikir meclislerinde öğrenilir... (Receb, 11

Zühdün şartı, ihsân makamında olmaktır (Allah'ı görüyormuş gibi olmaktır;. Çünkü Allah için murâkebede bulunmanın şartı, dünyâya iltifât etmemektir. Görmez misin, köle efendisinin kendisinden hizmet beklemesine bakarak, nasıl da kendi işlerinden uzaklaşıp efendisinin emredeceği şeylerle meşgul olmak için onun önünde hazır bulunuyor? Muhsinlerin, bunların alt derecesinde bulunan sâlihlerin, mü'minlerin ve müslümanların zühdü, ancak dünyâdan ve lezzetlerinden uzaklaşmakla olur. Şehidlerin zühdü dünyâ ve âhiretten tamamen yüz çevirmektir. Sıddiklerin zühdü, mahlükatta isim ve sıfatlarıyla sadece Hakk'ı müşâhede etmektir. Mukarrebünun zühdü ise Hakk'ın isim ve sıfatlarıyla bâki olmaktır. İşte onlar Zât'ın hakikati içindedirler. (İnsân, TI, 92

O'ndan O'na (sülük eden) sâlik, tecelliye intikal eder

Sâlikler arasında bulunan, O'na, O'ndan ve O'nda sâlik olanlar, ilâhi isim husüsunda, bir ilâhi isimden (başka) bir ilâhi isme sülük ederler

Yine onlardan, O'nda ve O'na değil, O'ndan sâlik olanlar, kâinâttan kâinâta Allah katından çıkarlar

zühd 1291 Onlardan, O'nda ve O'ndan değil, fakat O'na sâlik olanlar, tıpkı Hz. Müsâ'nın 3 8) kaçması gibi, kâinâttayken kâinâttan O'na kaçarlar

Yine onlardan, O'ndan, O'nda ve O'na doğru yürümeyen sâlikler ise, zâhiri ameller husüsunda dünyâdan âhirete intikal eder, bunlar da zâhiddir. (Esfâr, 41

Zühd üç kısımdır: Avâmın zühdü haramı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a zühdü helâlin fazlasını, ehâss-ı havâssın zühdü ise Allah Teâlâ'dan alıkoyan her şeyi terk etmektir. (Câmi', 60

Zühd, lugatte bir şeye meyletmeyi terk etmek olup rağbetin zıddıdır. Hakikat ehlinin ıstılâhında ise, dünyâya buğz etmek ve ondan yüz çevirmektir. Zühd, âhiret rahatlığını isteyerek dünyâ rahatlığını terketmektir denilmiştir. Yine Zühd, elini boşalttığın şeyden kalbini de boşaltmandır denilmiştir

Cüneyd şöyle demiştir: Zühd, bedeni dünyâdan, kalbi de dünyâyı istemekten boşaltmaktır. Denilmiştir ki: Zühd, Allah'tan alıkoyan her şeyi terk etmektir. Şöyle de denilmiştir: Zühd, Allah'tan başka her şeyi terk etmektir.

Süfyân Sevri, Ahmed Hanbel ve başkaları şöyle der: Zühd, dünyâyla alâkalı emeli kısaltınaktır. (Câmi’, 208

Bil ki, yakin ehline ait hâllerin furülarının ulaştığı yakin makamlarının asılları yedi tanedir: Tevbe, sabır, şükür, recâ, havf, zühd, tevekkül, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ve rızâ. (Câmi', 218

Seri Sakati şöyle demiştir: Zühd, Allah'ın, evliyâsından (velilerinden) dünyâyı alması, asfiyâsını (saf kullarını) ondan koruması, onu kendisini sevenlerin kalbinden çıkarmasıdır. Çünkü O, bu insanlar hakkında dünyâdan fonların dünyâya meyl etmelerinden) râzı değildir. (Nebhâni, I, 277

Şerr husüsunda zühd, haramla alâkalı husüslarda vâcibdir. Mübâhları çokça işleme husüsunda zühd ise mendübdur. Tarikat ehli içinde yer alan hakikat ehlinin hükümlerine göre ise hepsinde zühd vâcibdir. Ey itâat eden, Evet de boyun eğ)! Tahrir: Dünyânın güzelliğini ihmâl etmek, sâlik olan zâhid kulun amelidir. Allah katında güzel olan en büyük kul, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/malik/" mâlik /a , iffetli ve rağbet eden kuldur

Tenvir: Dünyâ, görünümü güzel, derisi yumuşak, ama içi çirkin, zehiri öldürücü bir yılan gibidir

Tahrir: Dünyâ ehli, her gün ondan göç eder, her nefs ondan uzaklaşır. Ama onlar görme husüsunda kör, maksadı anlamaktan gafildirler. (Kavânin, 26

Zühd iki kısımdır: Zühd fi'd-dünyâ (dünyâ husüsunda zühd) ve zühd fi'l-âhiret (âhiret husüsunda zühd). Birincisi mü'minlere, ikincisi kâfirlere aittir. Âhiret husüsunda zühd, ancak ve ancak mâsivâullâhla (Allah'ın dışındaki şeylerle) meşgul olup âhirete rağbet etmeyen kimselere mahsüstur

Zühd-i mürid (müridin zühdü) dünyâ ve mal meta husüsundadır

Zühd-i âbid âbidin zühdü , aklını meşgul eden her şeyden uzaklaşmaktır

Zühd-i ehl-i verâ (verâ ehlinin zühdü), helâl olup da tamah gösterilen her şeyden uzaklaşmaktır. Zühd-i sâlikin (sâliklerin zühdü), kendilerini dinin emirlerini yerine getirmekten alıkoyan her şeyden uzaklaşmaktır

Zühd-i ehl-i ahvâl , kendi dışındaki insanların hâlleri husüsundadır (onlar, kendilerinden başka hiç kimsenin hâlleriyle ilgilenmezler). Zühd-i ehl-i makamât (makam ehli olan kişilerin zühdü), kendilerini müşâhedelerden alıkoyan her şeyden uzaklaşmaktır

Zühd-i ehl-i mârifet (mârifet ehli kişilerin zühdü), kendilerini mârifetten uzaklaştıran her şeyden uzaklaşmaktır

Zühd-i ehl-i tahkik (tahkik ehli olan kişilerin zühdü) ise Hakk'ın dışındaki her şeyden uzaklaşmaktır. Bunlar zühd makamını, perdenin ta kendisi ve ehlini özden alıkoyan bir kabuk olarak görürler. Bunun sebebi de, (zühde yönelindiği zaman