Namazın mânâsı, bütün bağ ve alâkalardan tecrid ve hakikatlerle tek başına kalmaktır. Bağ ve alâkalar ise, Allah'ın dışında olan şeylerdir. Hakaik ise Allah için ve Allah'tan olan şeylerdir. (Ta'arruf, 109
Hakaik (hakikatler) kısmı (makamları) on bâba ayrılır. Bunlar; mükâşefe, müşâhede, muâyene, hayât, kabz, bast, sekr, sahv, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittisal/" ittisâl /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/infisal/" infisâldir /a . (Menâzil, 40
Hakaik dört çeşittir: Mukaddes Zât'a ait hakikatler, münezzeh sıfatlara ait hakikatler —ki bunlar nisbetlerdir-, fiillere ait hakikatler —ki bunlar kün emri ve benzerleridir ve mef'ülâta ait hakikatler —-ki bunlar da maddi şeylerdir-. Bu kevni hakikatler üç ulvi mertebe üzerinde bulunur: Mâkulât, süfliyyât —ki his âlemidirve berzehiyyât —ki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâl /a âlemidir-. (Fütühât, 1, 72
Hakaik iki kısımdır: Hayat, ilim, nutuk ve his gibi akılda müfred olarak bulunan hakikatler ve âlim, insan, taş gibi mürekkeb varlığı bulunan hakikatler. Dersen ki, Birbirlerine karışmalarından birçok şeyin zuhür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a birbirine zıt bu ana esasları bir araya toplayan sebeb nedir? Deriz ki, Burada acâib bir sır vardır. Bu sır birbirine karışması zor olan şeylerin keşfine engel olur. Çünkü onu taşımaya gücü yetmez. Çünkü akıl onu akledemez. Onu ancak keşf müşâhede eder. (Fütühât, 1, 98
Hakaik, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a ilgi ve alâka gösteren kişilerin, içinde kaybolduğu inceliklerdir. Hâl, müridin alâkasıdır. Keşf, daha fazla lezzeti tatmayan kimsenin nihâyetidir. Durumu müşâhede eden herkes müşâhede edilen şeye göre olacak değildir. Bu durum, onun içindedir, ona aittir. Şöyle demekten sakın: O, şübhesiz dışta bulunan fkâinâtın dışında kalan) âlemdedir. Tahkik ehlinin nazarında bunun imkânsız olduğuna şübhe yoktur. Kendi ile başkasının arasını ayıramayan kimse şerr ile hayrın arasını da ayıramaz. (Letâ'if, 46
Hakaik, kalblerle kaim olan mânâlardır, onlarla açığa çıkan ve gayblerden açılan şeylerdir. Allah'ın bahşettiği şeylerdir, kerâmetlerdir. Onlarla iyilik ve tâata ulaşılır. Bunun delili şudur: Hz. Peygamber Hâris'e Nasıl sabahladın?" diye sorunca Hâris Gerçek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a olarak sabahladım diye cevâb vermiştir. Mübârek, 106; Abd, 165; Taberâni, II, 266
Şâzeli şöyle der: Onlar kalbde istikrar bulan şeylerdir ki, ne zarar verir, ne fayda verir, ne de bahşeder. Allah'tan başka mâniolan yoktur. Yine onlar sıkıntılı değil, sükün bulmamıştır, halka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a etmemiştir
Dedim ki: Onun için sabit olan ve cezâsı gereken şey benim için nasıldır? Dedi ki: Sevâb, cezâ ve kulların fiillerinden sâbit olan şey benim için nasıldır? 298 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/haka-ik-i-enbiya-iyye/" hakâ'ik-i enbiyâ'iyye /a
Sana ancak sâbit olan şeyin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebâtı /a zarar verir. Sana ancak onlarla ve onlardan gelen isbât zarar verir.
Dedi ki: Bana ait olan hak bana, sana ait olan hak sana göre sâbittir. Sonra sen sana ait olan hakkı alıyorsun, bana ait olan hakkı bırakıyorsun. De ki: Ey mevcüd, her mevcüddan öncesin ve şu anda nasıl idiysen öylesin, ey Semi, ey Karib, ey Mürid, ey Kadir, ey Allah, Hayy, Kayyüm olan, Rahmân, Rahim, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın, Mütekebbir, Gafür, Gaffar, Tevvâb, Gani, Kerim, Vâsi', Alim, büyük lütuf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a (olan Allah)! (Câmi, 53
Hakaik (makamları) şunlardır: Mükâşefe, müşâhede, muâyene (gözle görme), hayat, kabz, bast, sekr, sahv, ittisal ve infisal. (Rihle, 207
