Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hakikat-i muhammediyye (Tasavvuf Sözlüğü)

Hakikat-i Muhammediyye, ilk taayyün ile birlikte olan Zât'tır. Güzel isimleri vardır. İşte bunlar, İsm-i Âzam'dır. (Kâşânî, 60; Câmi’, 81 Hakikat-i Muhammediyye ilk taayyün ile birlikte olan Zât'tır ki, bu İsm-i …

Hakikat-i Muhammediyye, ilk taayyün ile birlikte olan Zât'tır. Güzel isimleri vardır. İşte bunlar, İsm-i Âzam'dır. (Kâşânî, 60; Câmi’, 81

Hakikat-i Muhammediyye ilk taayyün ile birlikte olan Zât'tır ki, bu İsm-i Âzam'dır. Âyân-ı sâbite ise Allah'ın ilmindeki mümkün varlıkların taayyünleridir, ki bunlar ilmiyye mertebesindeki ilâhi isimlerin hakikatlerinin süretleridir. Onların Zât ve zaman dışında Hakk'tan te'hir edilmeleri söz konusu değildir. Onlar ezelidir, ebedidir. Nisbetin mânâsı başkasına göre değil, Zât'a göre te'hirdir (sonraya bırakılmadır). (Câmi’, 240

Hakikat-i Muhammediyye, kendisinden nübüvvet, risâlet ve velâyetin zuhür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a ilk taayyündür. Ondan tüm taayyünler ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı Peygamberimiz Hz. Muhammed varlığın efendisi ve bürün mevcüdun köküdür. O ilklerin ilki, peygamberlerin sonuncusudur. Diğer peygamberler hariç sadece kendisinin olan zâta ait İsm-i Âzam'la mevsuftur. Çünkü o, tüm taayyünlerin asli merciidir. (Rihle, 220

Allah kendi nürundan bir parça aldı. İşte o Hakikat-i Muhammediyye'dir. O, mükemmel bir süretle zuhür etmiştir. Allah ondan olmuş ve olacak şeyleri yaratmıştır. Yine ondan said ve şaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimseleri /a yaratmıştır. Sonra bu nür iki topluluğun hâlleriyle gizlenmiştir. Onun eşiti en parlak olan kalbdir, ki bu da kürsidir. O'nun arşı üzerinde nürâni bir parlaklık vardır. O, olmuş ve olacak şeylere yardım