Mârifet-i Hakk, isim ve sıfatlarından yaratıklarına gösterdiği biçimde onun vahdaniyyetini bilmektir. Müârifet-i hakikat ise, samediyyet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a sıfatlarını tahkik etinenin imkânsızlığı sebebiyle, O'nun tanınabilmesine imkân olmadığına inanmaktır. Çünkü Allah Hiçbir bilgi O'nu ihâta edemez (kuşatamaz) buyurmaktadır. Hakikat ehlinden kâmil olanlar acziyeti itiraf etrnenin ötesinde bir şey söylemezler. Ondan aşağı olanlar ise bu konuda konuşurlar. Bundan dolayı süfinin biri şöyle demiştir: Hakk'ı kendisinin dışında kimse bilmez. Hz. Ebü Bekr'in sözü de onu destekler: Kendisini tanıma konusunda halka, O'nun hakkında mârifet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olmaktan âciz olduğunu idrâk etmekten başka mârifet yolu açmayana ( Allah'a) hamd olsun (Câmi’, 238
Mârifetin hakikati, gizli ve saklı olandan örtüyü kaldırmayı gerekli kılan inkişâftır. O da her türlü hatre ve huzürda bulunma dolayısıyla gerçekleşir. İstidâd (hazırlık) ve kabül makamıdır
Şâhid: Ferdin mârifeti ferdlerin ferdi olmak, tekler arasında varlığının garib kalmasıdır (tek olan her şey arasında da tek olmaktır). (Kavânin, 36
Mârifet, bu işin mütehassıslarına göre, Allah'ın kalbe atmış olduğu nürdur. Hâlis mârifet, nüruyla kalbi aydınlatır. Bu da vahdaniyyeti bilmekle olur. Efendimiz Abdüsselâm Meşiş, Şâzeliyye vazifesi hakkında şöyle söylemişti: Beni vahdet denizine müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a daldırdı. O burada vahdet sözüyle vahdet-i vücüdu değil, vahdet-i şuhüd'u kasd etmiştir. (Nefehât, 25
Mârifetullah, nefsi, arzularından ve maddi âlemden alıkoymaktır. (Nefehât, 108
ma'rifet-i ' a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ayne-l-yakin/" ayne'l-yakin /a -ma'rifet-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakin /a ( Oyâsl1 3 23 a — Upüzli Op Âİ yan
Mârifet-i ayne'l-yakin, dış a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a ve farkedilebilen yönlerde (Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren) âyetleri düşünmek süretiyle ortaya çıkan mârifettir. (Câmi', 156
Mârifet-i hakka'l-yakin, mârifet-i nefs (nefsin mârifeti) diye bilinir. Nefsin mârifeti, şübheleri gideren nürların doğmasıyla, bu doğuş da, mücâhede yoluyla rühun arındırılması ve nefsin tezkiye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesiyle /a gerçekleşir. (Câmi’, 156
(Ayrıca bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilme-l-yakin-ayne-l-yakin-hakka-l-yakin/" ilme'l-yakin-'ayne'l-yakin-hakka'l-yakin /a
ma'sıyyet/me'âsi ( Tevbe, rabbâni bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-yid/" te'yid /a (destek); meâsi , ise cismâni fiillerdir. Pişmanlık kalbe girince, cesette kalbin pişmanlığini giderecek hiçbir âlet kalmaz. (Hücvîrî, 354
Meâsi (günâhlar): İnsanın her günün sabahında yedi organını inceden inceye denetlemesi gerekir. Sonra bütünüyle bedenini denetlemesi lâzımdır. O esnâda mâsik-memsük-ı bih/memsük-ı li'eclih günâhlarla kirlenmiş midir? Öyleyse onları terketmelidir. Dün günâha karışmış mıdır? O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a terketmek veya pişman olmak süretiyle onu gidermelidir. (İhyâ , 167
Tekâlif (ilâhi emir ve yasaklar) insanlara ağır ve zor gelir. Bunun içine emirlere sıkı sıkıya uymak, yasaklardan kaçınmak, ilâhi hükümler karşısında sabır göstermek ve nimetlerin bulunduğu anda da şükretmek girer. Bunlar dörttür: İtâat
