Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 3, 2026

Hakiki Sûfiler İle Sahte Sûfiler Arasındaki Fark (Tasavvuf Sözlüğü)

Maksatlı (art niyetli) kişiler sûfilerin kılığına girip tasavvufçu olduklarını iddia ettiler. Kendilerini onlara nisbet edip benzeterek söz, siyret (yaşantı), hal ve gidişatları ile tasavvufa ihanet ettiler. Aslında …

Maksatlı (art niyetli) kişiler sûfilerin kılığına girip tasavvufçu olduklarını iddia ettiler. Kendilerini onlara nisbet edip benzeterek söz, siyret (yaşantı), hal ve gidişatları ile tasavvufa ihanet ettiler. Aslında tasavvuf bunlardan berî ve uzaktır.

Hakk’a hizmet etmemiz yönünden bize düşen vazife, tasavvufa çağıran sahte davetçilerle, sadık ve arif olan Saadet-ı Sûfiyye’nin arasını ayırt etmemizdir. Hususi olarak iman, takva ve verâda yüksek dereceye sahip olan o toplumun imamlarını ahlâk ve dini yaymalarında, yüce Allah’a davet edip çağıranlar, hangi asırda ve memlekette olursa olsunlar onları ayırt etmemiz önem taşıyan meselelerdendir. Bize düşen vazife, Allah’ın şerîatına ve dinine sarılan bir kişi olarak demeliyiz ki: “Tasavvuf ve sûfilerle, tasavvufçu olmayan ve bu aykırı gidişleri ile kendi kendilerini tasavvufçulara benzeten sahtekârların arasında büyük bir fark vardır. Misal: Bir müslümanın kendi kötü huy ve çirkin fiilleri ile İslâm dinini temsil etmediği gibi.”

Hak şerîat ve dinde, ne zaman, bir komşu zulmüyle diğer komşusunun cezalandırılması mümkün oldu? Temiz bir cevheri taşıyan İslâm, müslümanların hataları ile kirlenir mi? Kendilerini sûfilere nisbet eden sapık tasavvufçuların yaptıklarından dolayı bu temiz toplum nasıl mesul tutulur?

Bazı âlimler sapık olan sûfilerin fiillerini inkâr etmiş, tasavvufa çağıran o sapık ve taşkınları hedef almışlardır. Birçok defa sûfilerin hakiki mürşidleri insanları onlardan sakındırmışlardır. Ahmed Zerrûk ( rahmetullâhi aleyh ) “Kavaid-ut Tasavvuf” kitabında der ki: “Tasavvufta aşırıya gidenlerin sözleri, hevâ ehli olan usûlcüler ve ayıplanmış fakihler gibi reddolunur ve fillerinden uzak durulur. Onlara bu kötülükler nisbet edildi diye bu hak mezhep terk edilemeyeceği gibi işte bunun gibi sahtekârlar olduğu için tasavvuf da terkedilemez...”[1]

İnsanlardan her taifede, kıyamet gününe kadar hayır da şer de mevcuttur. Hiçbir ulema, fukaha, müderris, kadı, tacir ve amir bir olmadığı gibi bütün sûfiler de aynı değildir. Zira onlardan salih olandan daha salih ve fasıt olandan daha fasıt olan vardır. Bu durum Cumhur’un yanında şüphe getirmeyecek kadar açıktır. Hakk’ı bil, ehlini öğren, çünkü rical Hakk’la bilinir, Hakk ricalle bilinmez.

Biz de tasavvufa yanlış çağıranları, Allah’ın dininde aykırı gidenleri, ulemanın ayıplayıp inkâr ettikleri gibi yadırgar ve hoş görmeyiz. Ancak Kitap ve sünnete sarılanları, Allah’ın şerîatında müstakim davrananları benimser, kabul eder ve izlerine düşüp takip ederiz. İslâm ümmetinin selef ve halef âlimlerinin şehadetini gelecek fasıllarda sana arz edeceğim.

Dipnotlar

  1. Ahmed Zerrûk Kavaid-ut Tasavvuf kaide 35 s.13’de
  2. Kitab-ul İslâm Ala Müfterak-it Turuk s.52’ye bakınız. Muhammed Esed Avusturya asıllı olup ismi Leopold Wois idi. İslâm’a girdikten sonra bu ismi aldı. Bu zat Kur’an-ı Kerîm’i ve Buhari’yi İngilizceye tercüme etmiştir.