a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a sayesinde de âlim olur. O zaman işleri hikmet tertibine göre düzenler, onların derecesinde değişiklik yapmaz. Böylece, sevdiği zaman, sevginin ne olduğunu, sevenin ne mânâya geldiğini, sevilenin hakikatinin ne olduğunu, sevdiğinden ne istediğini bilir
Peki, sevenin sevdiğinin, sevdiğinin sevdiği şeyleri sevmesini sağlayacak bir irâde ve ihtiyârı var mı, yoksa irâdesi olmadığı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , her sevdiğini sadece kendisi için mi sever? İşte o (âlim olduğu hâlde seven) bunu da bilir. Sevdiğinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunu /a (varlığını) da, sadece o mevcüdun özünde var olmasını isteyen mevcüdu da bilir. Şu hâlde, o sevgilinin, o mevcüdun özünde değil, sırf mevcüdda olsa bile, o mevcüd için sevilen bir varlık olduğunu söyleyebiliriz
Bu mevcüd (sevilen), kendisine irâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilebilen bir mevcüd ise, sevenin onu kendisi için değil, onun için sevmesi mümkün olur. Sevilene irâde nisbet edilemiyorsa, seven sevdiğini ancak kendisi için sever, yani sevilenin değil, sevenin kendisi için sevmiş olur. Çünkü sevdiği şey, herhangi bir şeye sevgi duyma ya da amaçla vasıflanmış değildir. Ancak, bu sevgilinin bulunduğu şey, irâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a bir varlık olabilir
Böylece seven, sevilenin, sevdiği şeyleri sevdiğini anlayabilir ve bunun neticesinde sevgiliyi sever. Ancak (bu sevgi ortak sevilen şeylere bağlı) dolaylı bir sevgi olur. Sevgiyi ortak sevgi getirir. Seven, sevdiğinin vücüdunu (varlığını) taleb ettikten sonra ona bizzât kavuşmayı ister. Hâsılı, sevgilinin vâr olması, ona kavuşmayla aynı şeydir. (Fütühât, II, 327-328
