Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hakka'l-yakin (Tasavvuf Sözlüğü)

hâl/ahvâl (hâl-i nâzile; ilm-i ahvâl ve tenezzülât; ilm-i hâl; ulüm-ı ahvâl Ahvâl (hâller), kalblere ârız olan ya da kalblerin ârız olduğu zikir sıhhati gibi durumlardır Hâl-i nâzile (inen hâl) kalblere iner, fakat devam …

hâl/ahvâl (hâl-i nâzile; ilm-i ahvâl ve tenezzülât; ilm-i hâl; ulüm-ı ahvâl

Ahvâl (hâller), kalblere ârız olan ya da kalblerin ârız olduğu zikir sıhhati gibi durumlardır

Hâl-i nâzile (inen hâl) kalblere iner, fakat devam etmez. Denilmiştir ki: Hâl, zikr-i hafidir (Lüma', 66

Ahvâl amellerin mirâsıdır. Ameli sağlıklı olanlardan başkası bu hâllere vâris olamaz. Amelleri sağlıklı hâle getirmenin ilk şartı bunlara ait bilgileri öğrenmektir. Bunlar fıkıh ve usül-i fıkıh ilmine ait şer'i hükümlerin bilgileridir. Namaz, oruç, ve diğer farzlardan tutun da evlenme, boşanma, alış-veriş, muâmelât ve Allah Teâlâ'nın farz kıldığı ve yapmaya teşvik a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a husüslara ve hayatın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a ihtiyaçlarına varıncaya kadar birçok bilgi bu konuya girer. Bunlar öğrenmek ve çalışınakla elde edilen bilgilerdir. (Ta'arruf, 58

Hâl, insan kalbine Allah tarafından gelen mânâdır. Kul, vârid geldiği sırada ne kadar çabalasa da onu kendisinden uzaklaştıramaz, kendisinden uzaklaştığı zaman da ne kadar çabalasa geri getiremez

Makam, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a yolunda ilerlemek isteyen müridin yolundan ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a Içalışıp çabalama) husüsundaki vaziyetinden ibârettir (çalışıp çabalamakla elde edilir). Makamın derecesi, kulun Allah katındaki derecesi kadar olur. Hâl ise, Allah'ın kulun kalbine olan fazl ve lütfundan ibârettir. Kulun gayretiyle elde edilmez. Çünkü makam ameller, hâl ise lütüflar cümlesindendir. Makam, kesbidir (kazanılarak elde edilir), hâl ise vehbidir (Allah'ın bahşettiği şeylerdendir). Makam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a makamını mücahedesiyle elde etmişken, hâl sâhibi nefsinden fâni olmuştur. Onun hâle ulaşması, Allah Teâlâ'nın bu hâli onun üzerinde yaratması sayesinde olur. (Hücvîrî, 216

Hâl vakte vârid olan şeydir, ceseddeki rüh gibi vakti süsler. Vaktin ise hâle muhtaç olduğu asla şübhe götürmez. Çünkü vaktin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safasi/" safâsı /a hâl ile mümkün olabilir, devamlılığı da hâl iledir. Vakit sâhibi, aynı zamanda hâl sâhibi olduğunda, değişmeyle bir alâkası kalmaz, vaktinde müstakim olur. Çünkü zeval (kayboluşj, hâli olmayan vakit için mümkündür. Hâl vakitle birleştiğinde bütün günleri tek bir vakit olur, o zaman da kaybolması mümkün olmaz. Gelip geçici olarak ortaya çıkan her şey kümün (gizlenme) ve zuhür (açığa çıkma) olur. Vaktin sâhibi de böyledir. Çünkü gaflet, hâl sâhibi için değil, ancak vakit sâhibi için mümkün olur

Demişlerdir ki: Hâl, dilin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a türlerinden arınmasıdır. Hâl sâhibinin dili, hâlini beyân etmesi ve inceleyip konuşarak muâmelede bulunması noktasında sessiz hâl/ahvâl

kalır. Bu sebebden dolayı şeyhlerden biri"" şöyle buyurmuştur: Hâli sormak imkânsızdır Çünkü hâl konusunda ibâre (hâlin dille anlatılması) imkânsızdır. Çünkü hâl sözün fenâsıdır (yok olmasıdır). (Hücvîrî, 447

Ahvâl kısmı (makamları) on bâba ayrılır. Bunlar; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a , şevk, ka