günâhları terk etmek ve (istikbâlde, yani gelecekte de) işlediği günâhların bir benzerine dönmemek. Sonra haklarını edâ etmek süretiyle hasımları râzı etmek ve kendilerine yaptığı haksızlıklara karşı onların rızâsını almak (onlardan helâllik istemek) gerekir. Böyle bir şeyden âciz kalırsa, imkân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinde /a kalbiyle bundan çıkmaya azmeder. Bu hâldeyken beraat-i zimıneti (kendisini bu borçtan kurtarması) için yalvararak ve hasımları için duâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a Allah'a döner. (Nebhâni, I, 249
Tevbe-i inâbe finâbe tevbesi), kulun Allah'ın cezâsından korkarak tevbe etmesidir
Tevbe-i isticâbe listicâbe tevbesi), Allah'ın sana olan kereminden hayâ ederek tevbe etmektir. Ebü Hüseyin Nürirh şöyle demiştir: Tevbe, Allah'ın dışındaki her şeyden tevbe etmektir.
Kuşeyri der ki: Ebu'l-Kasımı Cüneydrt de şöyle demiştir: Bir gün Seri Sakati'nin" yanına girdim. Yüzünde bir değişiklik gördüm. Sana ne oldu? dedim. Şöyle dedi: Bana bir genç geldi ve tevbenin ne olduğunu sordu. Ona Günâhını unutmamandır' dedim. Bana itirâz etti ve Bilakis tevbe günâhını unutmandır' dedi. Bunun üzerine ben de Bana göre de işin doğrusu gencin dediği gibidir dedim. (Ve bundan sonra Cüneyd) şöyle dedi: Cefâ hâlindeyken, beni vefâ hâline nakletti. Safâ hâlinde cefâyı hatırlamak cefâdır. (Bunun üzerine Seri) sustu
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevbe-inabe-evbe/" tevbe-inâbe-evbe /a
Aynı şekilde, Sehl Abdullah da (Tüsteri değ" Seri gibi cevâb vermiştir. Ebü Nasr Serrâc (Tüsi) şöyle der: Sehl, bazen kendi lehlerinde, bazen de aleyhlerinde hareket eden müriüdlerin hâllerine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a etmiştir. Cüneyd ise muhakkiklerin tevbesine işâret etmiştir. Onlar, Allah'ın azametinin ve sürekli zikrin kalblerine galib gelmesinden dolayı günâhlarını hatırlamazlar. (Nebhâni, I, 250
Tevbenin mukaddimeleri, alâmetleri, semereleri (meyveleri), sınırları ve şartları vardır. Mukaddimelerinin ilki, kalbi gaflet uykusundan uyandırmak ve (böylece) kulun üzerinde bulunduğu kötü hâli görmesi; Allah'ın kızgınlığından ve cezâsının eleminden kaçınması; azabın şiddetine tahammül etme husüsunda sabrınan zayıf olduğunu hatırlamasıdır. Bu husüs, kişiyi tevbeye sevk eder
(Tevbenin) alâmetleri arasında şunlar yer alır: Kötü arkadaş ve yakınları terk etmek, onlardan sıkılmak; uzleti sevmek; az konuşmak; kendini (insanlarla bir arada bulunmaya) kaptırmayı bırakmak; fuzüli işlerden kaçınmak; bedeni kötü hareketlerden korumak; ibâdeti çoğaltmak; zikre devam etmek; başını öne eğmek; (gözün harama takılınasını engellemek için) bakışları azaltmak; bedenin zayıflaması; gözün yaş dökmesi; kalbin hüzünlenmesi; geçirdiği günlere, (ilâhi emirlere) muhâlefet husüsundaki aşırılıklarına, ömrünün cevherlerini len değerli zamanlarını) nefsi arzuların, (ilâhi emirlere) muhâlefet etmeyi gerektiren hareketlerin ve adi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetlerin /a peşinde zâyi ettiğine üzülmek; devamlı ağlamak; gece gündüz ikaleyi faffedildiğini kabül ettirmeyi ya da bozduğu ahdini yenilemeyi) arzulayarak tazarrü ve niyâzda bulunmak. (Nebhâni, I, 251
(Süfiler) cemâatine göre ilhâd ve bid'at ehli dışında kalan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minler /a için tevbenin şartları icmâ ile kabül edilmiştir. Bu şartlar şunlardır: Kulun, (ilâhi emirlere) muhâlefet ederek işlediği şeylerden dolayı pişmanlık duyması; hiç düşünmeden ve başka bir yere yönelmeden âni olarak o vakitte (o fiilden) sıyrılması, istik
