Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hâlet-i hakikat (Tasavvuf Sözlüğü)

Hâlet-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a hakikat hâlinde) isen (bil ki) o velâyet hâlidir. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a hevâna muhâlefet et ve bütün emirlere uy. Emre uymak iki kısma …

Hâlet-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a hakikat hâlinde) isen (bil ki) o velâyet hâlidir. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a hevâna muhâlefet et ve bütün emirlere uy. Emre uymak iki kısma ayrılır: Birincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdan /a nefsinin hakkı olan azığı alman, hazları terk etmen, farzları edâ etmen, gizli açık günâhların her türlüsünü terk etmekle meşgul olmandır

İkinci kısım ise bâtının emriyle olandır. O da Hakk'ın emridir. O, kuluna emir ve yasaklamalarda bulunur. Bu emirler, hakkında şeriatta hiçbir hüküm bulunmayan mübâhlarda, vâcib bir emir ya da yasaklama kabilinden olmayan bir mânâda tahakkuk eder. Bilakis o, kulun, terk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a önem taşımayan, dilediği gibi tasarruf edebileceği bir alandır ve bu sebeble mübâh olarak isimlendirilmişhâlet-i hakku'l-hakk tir. Kul o konuda kendi adına hiçbir şey ihdas edemez, ama o, bu konuda da bir emir bekler. Emir geldiği zaman emre uyar. Böylece durması ve hareket etmesi, Allah ile olur. Bu durum şeriatta hükmü bulunan şeylerde olduğu gibi, hakkında şeriatta hüküm bulunmayan husüslarda da böyledir. O, her durumda bâtından gelen emirle hareket eder. O zaman, ehl-i hakikatten muhikk (hakkı tahakkuk ettiren) olur. Artık onda bâtıni bir emir de olmaz. Bu durumda o hâl, teslim hâlinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerred /a fiili olur. (Fütüh, 26-27