Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hâlet-i hakku'l-hakk (Tasavvuf Sözlüğü)

Eğer sen, Hakk ile hak hâlinde bulunuyorsan, (bil ki) o hâl mahv ve fenâ hâlidir. Bu hâl O'nun uğrunda kalbleri kırık olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/abdal/" abdâlın /a , muvahhidlerin, âriflerin, ilim ve akıl …

Eğer sen, Hakk ile hak hâlinde bulunuyorsan, (bil ki) o hâl mahv ve fenâ hâlidir. Bu hâl O'nun uğrunda kalbleri kırık olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/abdal/" abdâlın /a , muvahhidlerin, âriflerin, ilim ve akıl erbâbının, sâdât-ı ümerânın (önde gelen şeyhlerin) ve hufezâ-yı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a (halkı gözetenlerin) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahilla/" ahillâ /a , âyân (ileri gelenler) ve ahibbâsının (sevdiklerinin) hâlidir. Selâm olsun onlara! Bu konudaki emre uymak ise senin (nefsine) muhâlefetinle olur. Kuvvet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudretten /a (kuvvet ve kudret iddiâsında bulunmaktan)sıyrılman gerekir. O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve ukbâsıyla alâkalı herhangi bir şeyde asla bir irâde ve gayretinin bulunmaması gerekir. O zaman, mülkün, emrin ya da hevânın değil Mâlik folan Allah'ın) kulu olursun. (Fütüh, 27

(Ayrıca bk. fenâ'-bekâ ; mahv-isbât/nefy-isbât