Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hâlindeki emirlerden ve vezirlerden (Tasavvuf Sözlüğü)

olmuşlardır. İnsanlara İve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işlerine) karışmak onlara te'sir etmez. (Âdâb:, 16 Makamâta (makamlara) gelince; kulun ibâdetler konusunda Allah katındaki makamıdır. Yüce Allah …

olmuşlardır. İnsanlara İve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işlerine) karışmak onlara te'sir etmez. (Âdâb:, 16

Makamâta (makamlara) gelince; kulun ibâdetler konusunda Allah katındaki makamıdır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır. Sâffât, 37/164

Makamlar şunlardır: Birincisi intibah (uyanıklık), kulun gaflet sınırından çıkmasıdır

Tevbe; (gaflete götüren şeylerden) ayrıldıktan sonra devamlı pişmanlık ve çokça istiğfarla Allah'a dönmektir. Inâbe; gafletten zikre dönmektir. Nitekim şöyle denilmiştir: Tevbe rehbet 1korkmak), inâbe ise rağbettir fistemektir). Şöyle de denilmiştir: Tevbe zâhirde (dışta), inâbe ise bâtında (içte) olur.

Verâ; şübheli şeyi terk etmektir

Nefs muhâsebesi; nefsin fazlalık ve eksikliklerini, lehinde ve aleyhinde olan şeyleri kontrol etmektir

İrâde; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a etmek ve rahatı terk etmektir

Zühd; dünyânın helâllerini terk etmek ve dünyâdan ve şehvetlerinden uzaklaşmaktır

Fakr; mülke a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmamak ve kalbinden elinde bulunmayan şeyleri (bunların sevgisini) silmektir

Sıdk; gizli ve aşikârın eşit olmasıdır

Tasabbur; nefse hoşuna gitmeyen şeyleri yüklemektir. Bu makam müridlerin son makamıdır. Bundan sonra sabır (gelir); şikayeti terk etmektir

makâm/makâmât Rızâ; belâlardan zevk duymaktır

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihlas/" İhlâs /a ; halkı (yaratılanları) Hakk'ın muâmelesinden çıkarmaktır (her işte yalnızca Hakk'a ayarlı olarak hareket etmektir

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekkül /a ale'llahı; Allah'tan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a bir şey bekleme (huyunu) gidererek, yalnızca O'na dayanmaktır. (Âdâb , 20

Hâl, değişme husüsiyeti gösterdiği için ( hâl diye), makamı ise değişmediği, istikrâr bulduğu için makam diye isimlendirilir. Bir şey özü itibâriyle hâl olur, sonra makam hâlini alır. Kulun kalbinde bir muhâsebe duygusunun doğması, sonra nefsâni husüsiyetlerin hâkim olmasıyla bu duygunun kaybolması, yine bunun bazen ortaya çıkması ve bazen kaybolması gibi. Kul, muhâsebe hâlini devam ettirirse bu durum devam eder. Nefsâni sıfatların ortaya çıkmasıyla muhâsebe hâlinin ortadan kalkması, ilâhi yardımın gelmesine kadar devam eder. Hakk'ın yardımıyla muhâsebe hâli kula hâkim olur ve nefs mağlub edilir. Muhâsebe hâli bütün te'siriyle onu kuşatır, nefsin vatanı, istikrâr yeri ve makamı olur... (Diğer hâl ve makamlar da böyledir. (Câmi’

Bunun devamlı olması ve kulda yerleşik duruma gelmesi hâlinde muhâsebe makamından a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a makamına yükselmiş olur. Muhâsebe kişinin makamı olduğunda, murâkabe onun için hâl olur. Sonra murâkabe hâli, hata ve gafletin zaman zaman kulun iç dünyâsında galib gelmesinden dolayı, hata ve gafletin dağılmasına götürür. Allah, yardımıyla kulunu destekler. Böylece murâkabe hâl olduktan sonra makama dönüşür

Muhâsebe makamı, ancak murâkabe hâlinin gelmesiyle istikrâra kavuşur. Kula, müşâhede hâline yükselme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a verildiğinde, murâkabesi istikrâr bulur ve makamı hâline gelir. Müşâhede, bazen gizlenerek bazen de ortaya çıkarak açık biçime dönüşen hâl olur. Sonra makam hâline gelir ve bu makamın aydınlığı gizlilik örtüsünden kurtulur (makam hâline gelmesi onun gizliliğini ortadan kaldırır

Müşâhededen sonra fenâ fillâhı gerçekleştirme, beka billaha ulaşma, ayne'lyakinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakine /a çıkma gibi en üst derecelere yükseliş gelir. Ve kulda kalbi kaplayan örtüyü yaran hakka'l-yakin hâli meydana gelir. Bu ise müşâhedenin en üst derecesidir

Makamüt (makamlar) kesbi, ahvâl (hâller) vehbidir. Bizim tertibimize göre tamamı vehbidir. Kesbi olanlar vehbi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a yardımıyla elde edilince, vehbi olanlar da kesbi olanların yardımıyla elde edilir. Hâller vecdin meyveleridir. Makamlar ise vecde götüren yollardır. Ne ki makamlarda kesb ve gayret ortaya çıkmış mevhibeler gizlenmiş; hâllerde de mevhibeler ortaya çıkmış, kesb gizlenmiştir. Hâller semâvi ve ulvi mevhibeler, makamlar ise bu mevhibelere giden ve götüren yollardır

Süfilerden bazıları şöyle demiştir: Bir kulun içerisinde bulunduğu makam, ancak makâm/makâmât

o makamdan daha ileri bir makama terfi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a zaman tamamlanmış olur. Bundan sonra da üst makamdan altta olan makama bakarak bulunduğu makam hakkında hükme varır. En iyisini Allah bilir, ancak şunları söylemek de mümkündür:

Kul belli bir makamdayken, daha sonra yükseleceği makamdan kendisine bir hâl verilir. Kendisinde bu hâlin bulunmasından ötürü, bulunduğu makamda Hakk'ın tahakkuk etmesi tasarrufunda bulunur. Terfi etse de etmese de kula bunun dışında bir şey verilmez

Kul, makamlara hâller vâsıtasıyla yükselir. Hâller, daha sonra makamlara varılınca kesble iç içe olan mevhibelerdir. Kula, daha sonra terfi edeceği bir makamdaki hâl, ancak o makama terfi etmeye yaklaştığı zaman görülür

Yine kul, makamlara terfi etmeyi hâlleri artırarak sürdürür. Bu münâsebetle, tevbeye varıncaya kadar hâllerle makamların içiçe olduğu görülür. İçerisinde hâl ve makam bulunmayan hiçbir fazilet yoktur. Zühdde hâl ve makam vardır, tevekkülde hâl ve makam vardır, rızâda da hâl ve makam vardır

Makamâtta (makamlarda) kesb zâhir (açık), mevhibe bâtın (gizli), ahvâlde (hâllerde) ise kesb bâtın, mevhibe ise zâhir olmuştur

Tevbe, tüm makamatın temeli ve dayanağı, her hâlin anahtarıdır. O, ilk makamdır ve bina için olan arsa mesabesindedir. Arsası olmayanın binâsı olmaz. Tevbesi olmayanın da hâli ve makamı olmaz

(Süfilerin ileri gelenlerine göre (Rihle)) makam, merâsimlerin (içinde bulunulan durumda zâhiri ve bâtıni şart ve edeblerin) bütün hükümlerini yerine getirmekten ibârettir. (Istılâh, 530; Rihle, 209

Her husüsiyetin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a yerleşip kök salması makamın keyfiyetindendir... ...Bazı makamât (makamlar) vardır ki, insan dünyâda e âhirette onlara muttasıf olur. Müşâhade, celâl, cemâl, üns, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a ve bast gibi. Bazıları da vardır ki, kul ölüm ânına, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmete /a , cennete ilk adımını atana kadar onunla vasıflanır. Havf, kabz, hüzün ve recâ gibi. Bazılarıyla ise ölüm ânına kadar vasıflanır. Zühd, tevbe, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucadele/" mücâdele /a , riyâzet, tecelli gibi. Yine onlardan bir kısmı da vardır ki şartının a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ortadan-kalkmasiyla/" ortadan kalkmasıyla /a yok olur, şartın geri gelmesiyle geri gelir. Sabır, şükür, verâ gibi. (Fütühât, 1, 72

Denilmiştir ki: Hâl, kul üzerinde vasıfların değişmesidir. Eğer bu vasıflar, sâbit ve kalıcı olursa bu makamdır.

Eğer Makam nedir? dersen, deriz ki: Makam, içinde bulunulan durumun haklarını tam olarak gerçekleştirmekten ibârettir. Sâhibinin gayesi bir sonraki makam değildir. Bu da edebdir.

Eğer Edeb nedir? dersen, deriz ki: Edebden, bazen şeriatın edebi, bazen hizmetin edebi ve bazen de Hakk'ın edebi kasd edilir. Şeriatın edebi, dinin zâhirine tam olarak makâm/makâmât riâyet etmektir. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Hizmetin edebi, hizmette ileri gitmekle beraber, kendisinden cereyân eden şeyleri görmekten fâni olmaktır. Hakk'ın edebi ise, Allah'a ve kendine ait olanı bilmektir. Edib, vaktin hükmünde olan veya vaktini bilen kimsedir

Eğer Vakit nedir? dersen, deriz ki: Vakit, geçmişe ve geleceğe bakmadan, içinde bulunulan ânı yaşamaktır. Işte ehl-i tarikin vakit anlayışı böyledir.

Eğer Süfilere göre tarik nedir? dersen, deriz ki: Ruhsat verilmeyen konularda, azimetler ve azimet mesabesindeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ruhsat/" ruhsatlar /a cinsinden meşru hakları yerine getirmektir. Azimet mesabesindeki ruhsatları ancak azimet sâhibleri yerine getirir. Tarik ehlinin bir çoğunun ruhsatla amel etmeye izin vermemesi ise yanlıştır. (Fütühât, II, 130

Makamaât, kişinin kendi çabasıyla elde edilen şeylerdendir. Bu çaba da şer'i yönden hukuki muâmeleleri tam olarak yerine getirmektir. Kul, kendisi için tâyin edilen muâmeleleri ve Şârt'in kendisine devamlı olarak yapmasını emretmiş olduğu keyfiyet ve zamanları tâyin edilmiş bulunan mücâhede ve riyâzât türlerini yerine getirdiği ve bunların şartlarının hakkını tam ve mükemmel olarak verdiği zaman, bunların süretini kendisine emredildiği gibi inşâ ettiği için makam sâhibi olur.(Fütühât, TI, 380

Makamâttaki yolculuk, makamı terk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a yapılacak bir şey değildir. O ancak kendisinde bulunan bir makamdan ayrılmadan daha yüce bir makamın elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesiyle /a olur. Bu, şu makamdan bu makama değil, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a şu makamla beraber bu makama intikal etmektir (tasavvufta geçilen makam terk edilip de başka bir makama ulaşılmaz, yani bir makama varıldığında, ona eskisiyle beraber varılır). (Fütühât, NI, 220

Makam, dini emirlerin ve yapılması gereken ibâdetlerin hakkını tamamen vermektir. İçinde bulunduğu durumun gereklerini yerine getirmeyenin daha üst makamlara yükselmesi doğru değildir. Nasıl ki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/meleke/" melekesi /a hâline gelinceye kadar kanâat makamını tahakkuk ettirmeyenin tevekkül makamına, tevekkül makamının hakkını vermeyenin teslim makamına geçmesi câiz değilse, diğer makamlarda da böyledir. Bu hakkını vermekten maksad, bu alt derecedeki makamlarda devamlı kalmak değil, onların hakkını verdikten sonra diğerlerine geçmektir

Alt seviyelerde kalan makamların ve bunların yüksek olan derecelerinin çoğu ve mertebeleri daha yüksek seviyelerde idrâk edilir. Maksad, o makamın başka bir hâle dönüşmemesi için o makama sağlam bir şekilde yerleşmektir. Kani (kanâat sâhibi), mütevekkil ve bütün diğer makam isimlerinde olduğu gibi, bu vasıflarla isimlendirilmek maksadıyla, kişi içinde bulunduğu makamı, bu makamın mânâ