sonra bu hâlden ayrılmandır. (Istılâh, 534
(Süfi) topluluğuna göre fasl, sevgiliden umduğunu elinden kaçırmandır. Bize göre fasl, sevgili senin gözün, kulağın iken ondan ayrılmandır. Eğer ayrılma bundan (Sevgili'nin senin gözün ve kulağın gibi olmasından) önce olmuş ise sözü edilen fasla girmez. Burada murâd edilen, vuslattan (kavuşmadan) sonraki ayrılıktır. Bu (kavuşma) zevktir (tatmadır). Bu tatmadan önce kula recânın hak olduğu hâtırı gelir (yani bu hâle recânın öncelik edeceği hissedilir) ve (bu recâ hâli), bu hâlin aniden doğması için yerini bu oluşa bırakmak üzere muvâfakat eder
Yine bu (recâ), bu konuda tasnif edilmiş fasllar gibi olur. Bu recâdan daha yükseği yoktur. Sonra bu mertebeden ulvi ve süfli âlemlere isim, sıfat ve vasıflarla tahakkuk edecek (bir hâl) iner. Bu işlerden, elinden kaçırmış olduğun her şey bu mânâdaki fasldır. Ancak fasl ve vaslın şartı, her ne kadar irâde yoluyla gelse de
