Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hâtimeleriyle (Tasavvuf Sözlüğü)

değerlendirilir. Buna göre havf (korku) hâtimedir. Ölümün herkese yetişmesi mümkündür. İşte bu da hâtimedir (sondur). O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , herkes kendisini murâkebe etsin ve mahzürlu işler …

değerlendirilir. Buna göre havf (korku) hâtimedir. Ölümün herkese yetişmesi mümkündür. İşte bu da hâtimedir (sondur). O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , herkes kendisini murâkebe etsin ve mahzürlu işler yapmaktan sakınsın!

Dördüncü tabakada, tevbe eden, bir müddet istikamet tutturan, ancak sonra nefsi tevbeye alışmadan ve yaptığına üzülmeden hemen günâhlara dalan tevbekâr yer alır. Bu kişi günâhta ısrâr etmektedir. Bu nefs de nefs-i emmâre bi's-sü'dur (kötülüğü emreden nefstir). Bunun hakkında sü-i hâtimeden (kötü bir sonla, yani imânsızlıkla öleceğinden) korkulur. Tevhid üzere ölürse, bir süre (cennetten ve nimetlerden) uzak kalsa bile ateşten kurtulacağı ümid edilir. Anlayamadığı gizli bir sebeble affın umümuna dâhil olması da (af kapsamına girmesi de) imkân dışı değildir. Ancak buna güvenip dayanmak doğru değildir. Allah Teâlâ Kerim'dir, hazinesi geniştir, benim günâlum O'na zarar vermez diyen kimseyi, bir süre sonra para kazanmak için deniz yolculuğuna çıkmış görürsün. (Kudâme, 278

Tevbe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbetin /a sebeblerinden biri kılınmıştır: Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever. Tevbe, (bu âyettej Allah'ın kulunu sevmesinin bir sebebi kılınmıştır. Allah'ın kulu için sevgi elde etmesi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâldir /a (çünkü Allah'ın sevgisi hâdis değildir, böyle olduğunu söylemek, O'nda bir tegayyürü, yani değişmeyi kabül etmeyi gerektirir, dolayısıyla Allah'ın kâmil olmadığını iddiâ etmek demektir). -Bu, O'nun kuluna inâyetinden, kurbu (yakınlığı) ve rahmetini ona has kılmasının önce gelişinden kinâyedir.- O, önceliği yönüyle muhibb fseven) olmaz. Onun sevgisi, önceliğinin ve has kılmasının meyvesidir. Tevbenin, Allah Teâlâ'nın mehabbetinin önceliği yönüyle fâil (yapan), zâhirle irtibâtı bakımından da tamamlayıcı bir sebeb olduğu doğrudur. (Ravza, 258

Tevbe, rücü (dönmek) demektir. Tâbe (tevbe etti) demek, Dinde yerilen şeyden övülen şeye döndü demektir. Biri şöyle demiştir: Bidâyette en mühim makam tevbedir. Tevbe, muhâlefetten muvâfakata; tabiattan şeriata (dine); zâhirden bâtına; halktan 1086 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevbe-inabe-evbe/" tevbe-inâbe-evbe /a

Hakk'a dönmektir. Buna, mütekaddim , musâhib (sohbetlere katılan) ve tâbi mürşidin izinden giden) kişiler arasındaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yakaza/" yakaza /a , inâbe ve muhâsebe de dâhildir. İkisi arasında büyük bir süre yoktur

Şeyh Ebü Kasım şöyle der: Tevbe üç şeyi tertib eden bir mânâdan ibârettir. Birincisi ikinciyi; ikincisi üçüncüyü gerektirir. Bunlar ilim, hâl ve fiildir. İlim, günâhları ve zararlarını bilmek, hâl pişmanlık, fiil ise azim ve (günâhlardan) sıyrılmaktır. (Ravza, 259

Tevbe önce günâhtan olur, sonra çok tâat yaptığını düşünmekten, sonra az a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyet /a işlediğini düşünmekten, sonra vakti zâyi etmekten, sonra tevbe ve diğer amellerinde, Hakk'ın dışındaki her şeyden tevbe etmektir. (Ravza, 260

Tevbe mehabbetten önce gelir, bazen mehabbetin ardından gelir. Çoğunlukla onun te'siri üzerinde çakan kıvılcım, recâ (ümid) çerağıdır, onu perdeler. İstikamet bu ümidi teyid eder. İşte bu, tevbe hâliyle iç içe olmaktır. Bu durum, Allah'ın evinde, yani kalbde mehabbet nürunu aydınlatır. Çünkü nefs, perdeleri kaldırmaya ve Allah'la iyi muâmele yapma husüsunda kendine gelmeye başlamış, (bu yeni) hâliyle ünsiyet kurmuştur. (Ravza, 261

Tevbeyi mehabbet sebeblerinden biri ve mehabbetten önce gelen bir fiil) kabül etmiştik. Bu, muhibbiyyet (sevme) ve mahbübiyyetin (sevilmenin) mevcüdiyeti husüsunda bir illettir (sevenin ve sevilenin var olmasını gerektirir). (Ravza, 409

İnâbe; ıslâh, özür dileme, vefâ, ahd (Allah'ın ahdine vefâ göstermek), hâl ve (davetine) icâbet maksadıyla Allah'a dönmektir. (Ravza, 477

Tevbe: Kişi günâha döndüğü zaman, ne a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabede /a bulunabilir, ne de Hakk'ın kendisine nazarına nâzar edebilir. Çünkü ancak, Allah'ın kendisini gördüğünü görebilen kimsenin kuvvetleri günâha, kalbi de mâsıyyete boyun eğmez. Bu tevbe, muhsinin tevbesi, (yani) sâlihlerin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a ve müslimlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a makamındaki tevbesidir. Bu tevbe, günâhtan tevbedir

Şehâdet makamındaki kimselerin tevbesi, mâsıyyeti hatırlamaktan; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddikiyyet/" sıddikıyyet /a makamındakilerin tevbesi ise, akıldan Allah'tan başka bir şeyin geçmesindendir. Mukarreblerin tevbesi de, hâlin hükmü altına girmekten olur. Hâller onlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olamaz. Bu, ehlini tanıyarak her telvindeki temkinden dolayı, rahmâni istivâda ta