Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 3, 2026

Havf (Tasavvuf Sözlüğü)

Hüccet-ül İslâm İmam Gazalî ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Bil ki korkunun hakikatı, ileride istenilmeyen bir duruma düşme tehlikesiyle kalbin elem duyması ve yanmasıdır. Muhakkak bu da günahın cereyan etmesinden olur. …

Hüccet-ül İslâm İmam Gazalî ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Bil ki korkunun hakikatı, ileride istenilmeyen bir duruma düşme tehlikesiyle kalbin elem duyması ve yanmasıdır. Muhakkak bu da günahın cereyan etmesinden olur. Bazen de korku, yüce Allah’ın korkuyu gerektiren sıfatlarını bilmekten gelir. Ekmeli ve daha tamamı da budur. Zira her kim yüce Allah’ı bilirse zarurî olarak O’ndan korkar, bunun için yüce Allah Fatır Suresi 28.ayetinde:

“ Allah’tan ancak âlimler korkar” buyurmuştur.[1]

Yüce Allah kullarını yalnız kendinden korkmaya çağırdı ve Bakara Suresi 40. ayetinde:

“ Yalnızca Benden korkun.” buyurdu.

Mü’minleri ise korku ile medh ve vasfederek Nahl Suresi 50. ayetinde:

“ Çünkü onlar, üstlerindeki Rab’lerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.” buyurdu.

Yüce Allah korkuyu imanın kemâle ermesinin şartlarından kıldı ve Âl-i İmrân Suresi 175. ayetinde:

“ Şu halde eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın; benden korkun.” buyurmuştur.

Yüce Allah makamından korkan kimseye iki cennet vaat etti. Rahman Suresi 46. ayetinde:

“ Rabb’inin makamında durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.” buyurmuştur. Cennetin biri dünyada maarif cennetidir. Diğeri de ahirette zeharif (güzel ve süslü) bir cennetidir.

Rabb’inin makamından korkan kimseye Allah cenneti barınak kılmıştır. Naziat Suresi 40-41. ayetlerinde:

“Rabb’inin makamına varmaktan korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırana gelince şüphesiz onların barınağı ancak cennettir.” buyurmuştur.

aleyh ) “Kavaid”inde der ki: “Haşyetin Ahmed Zerrûk ( rahmetullâhi

bulunması amelin sebeplerindendir. Haşyet, öyle bir tazimdir ki heybetle beraber bulunur. Korku; Rabb’ul Alemin olan yüce Allah’ın intikam almasından dolayı kalbin rahatsızlığıdır.[2]

Korku, sonucun takdir eden kişinin hıçkırarak ağlamasında kendini gösterir. Kişi vazifesinin yanında durup nefsini sapıklığa ve günaha arz edip atmayarak, bilakis kendini şer ve fesada düşürecek yerlerde durmayıp ilerler. Sûfi, sonra korku makamında ilerler ve mükarrabinin süslendiği şeylerin en şereflisi ile süslenir. İşte o zaman korkunun görüntülerinden yani cisim aleminden ruh alemine intikal eder. Bu durum arif için endişe olur, ona ancak ehl-i safa yetişir.

İşte bu makamı vasfederek efendim Abdulvehhab eş-Şa’rânî aleyh )

Seyyide

Rabiatül

Adeviyye

( rahmetullâhi

aleyhe )’den: ( rahmetullâhi

“Cehennemi hatırladığında çok ağlar ve mahzun olurdu. Cehennem zikredildiğinde bir zaman baygınlık geçirirdi. Secde yeri gözyaşından küçük havuz gibiydi. Sanki cehennem sadece kendisi için yaratılmıştı. Bu korkunun sırrı ise cehennemden gayri bütün musibetlerin kolay olduğuna itikat etmesi idi. Yüce Allah’tan uzaklaşmaktan gayri bütün aksilikler kendine ehven gelirdi.”

Sûfiler hakiki muhip ise ancak kalblerine korku serpildikten sonra, muhabbet kâsesinden içileceğini görürler. Her kimin takvası buna benzer olmaz ise kendini ağlatan nedir onu bilemez. Yusuf (aleyhisselâm) ’un cemalini görmeyen, Yakup (aleyhisselâm) ’un acılarını anlayamaz.

Hakiki korkan ağlayıp gözlerini silen değil, kendine azabı gerektiren (günahları) terkedendir.

Ebû Süleyman ed-Dârânî ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Korku ancak harap olan kalpten ayrılır.”[3]

Korkanların birçok mertebeleri vardır. İbn-i Acîbe ( rahmetullâhi aleyh ) bu mertebeleri üç sınıfa ayırmış ve demiş ki: “Umumun korkusu, ikabtan ve sevabı kaçırmaktan, hâssın korkusu, itaptan ve kurbiyeti kaçırmaktan ve hâss-ul hâssın korkusu ise edebsizliğin meydana gelmesi ile perdelenmektir.”[4]

Dipnotlar

  1. El Erbain fi Usûliddin s.196’da
  2. Kavaid-ut Tasavvuf s.74
  3. Risale-i Kuşeyriyye s.60’da
  4. Mirac-ut Teşevvüf ila Hakaik-it Tasavvuf s.6’da
  5. Kavaid-i Tasavvuf s.74’de