Havkale, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/itisam/" itisâmın /a (tutunup yapışmanın; bir rüknüdür. Onun
birinci derecede faydası fiillerin birliği, ikinci derecede faydası fiillerle alâkasına
göre sıfatların birliği, üçüncü faydası ise Allah'tan başka her şeyin yok olmasıdır
Bu şekilde varılmayan, ulaşılmayan bir istiğnâ ortaya çıkar. (Ravza, 305
(Ayrıca bk. i tisâm
hayâ' falâmet-i hayâ minallah
Allah'tan hayâ etmenin alâmeti, Allah'a ait olduğunu unutmamak, tüm işle
rinde sana yakınlığı ve işlerinden haberdâr olduğu ölçüde O'nu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a etmen
dir (gözetmendir). (Âdâbı, 145
Hayâ, eritmeyi gerektirir. Hayâ, Allah muttali olduğu için kalbin erimesidir
denilmiştir. Hayâ, Rabb'in a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azameti /a karşısında kalbin sıkılması hâlidir denilmiştir
Adam oturup halka vaaz etmeye başladı mı iki melek gelir ve ona şöyle seslenir: Kardeşine yaptığın vaazı önce kendine yap, aksi takdirde efendinden hayâ et, çünkü o seni görmektedir.
Cüneyd'e hayânın ne olduğu sorulunca şu cevâbı vermişti: Allah'ın nimetlerini görmek... kendi kusurlarını görmek... İşte bu iki görüş arasından bir hâl doğar ve ona hayâ denir.
Vâsıti der ki: Ahdi bozan ve haddi aşan kimse hayanın kalbi yakınasından hasıl olan zevki tadamaz. Yine Hayâ edenden sel gibi ter boşanır, bu onda bulunan faziletin eseridir, nefsinde bir şey bulunduğu sürece kişi hayâdan yüz çevirir demiştir
Ebü Ali Dekkak'ın Hayâ Allah'ın huzürunda iddiâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olmayı terketmektir dediğini işittim. (Kuşeyri, 108
Zünnün Mısri şöyle der: Tevbe iki türlüdür: Inâbe tevbesi ve isticâbe tevbesi. Kulun Allah'ın cezâsından korktuğu için yaptığı tevbe inâbe tevbesi; Allah'ın kereminden hayâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a yaptığı tevbe ise isticâbe tevbesidir.
Havf tevbesi, celâlin keşfinden meydana gelir. Hayâ tevbesi, cemâlin görülmesinden ortaya çıkar. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , biri korkusunun ateşi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a celâlde yanmakta; diğeri ise hayâsının nürundan cemâlde parlamaktadır. Biri bu sebeble onun sekri; diğeri ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşeti /a içinde bulunmaktadır. Hayâ ehli olan sekr; havf ehli olan sahv sâhibidir. (Hücvîrî, 356-357
Hayâ, utanmazlık ile kadın gibi (utangaç) olmak arasında orta bir yerdedir. Hayâ, bir kusurdan dolayı hâsıl olan korku esnâsında nefse ârız olmayan şeydir denilmiştir
Hayâ, daha faziletlinin yanında vâki olan kusurdan dolayı insanın korkınasıdır denilmiştir
Hayâ, kötülük işlerken yüzün kızarmasıdır denilmiştir. Bu şekilde nefs, Hakk'ın kendisine yönelteceği kınamadan korunmuş olur. Hulâsa, hayâ kötüden ve kişinin kötü zannettiği şeyden el çekme mânâsında kullanılır. (Minhâc, 75
(Hâllerden) hayâ, kalbi bast a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a sınırlamaktır. Bu sınırlama, kurbun bu hâlleri gerektirmesi sebebiyledir. Bazı süfiler a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kurbet/" kurbet /a hâlinde büyüklüğüne ve heybetine bakar ve bu sebeble kendilerine havf ve hayâ hâkim olur. Bazıları da Allah'ın lütfuna ve ezeli ihsânına bakar; dolayısıyla onların kalbine de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ve recâ hâkim olur... (Âdâb , 21
Hayânın umümi ve husüsi sıfatı vardır. Umümi sıfatı, Hz. Peygamber'in buyurduğu gibidir: Allah'tan hakkıyla hayâ ediniz! Biz hayâ ediyoruz, yâ Resüllah! hayâ' denince, şöyle cevâb vermiştir: Böyle değil! Kim Allah'tan hakkıyla hayâ ederse, kafa
