Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hayal ve vehm (Tasavvuf Sözlüğü)

kuvvetlerini, kudsi emre muvâfık fikirlere çekebilmek ve süfli fikirlere muvâfık fikirlerden alıkoymak için nefs-i mutmainneye itâat ettirmektir. Üçüncüsü tenebbüh (dikkat ve uyanıklık) için sırrı süküna erdirmektir. …

kuvvetlerini, kudsi emre muvâfık fikirlere çekebilmek ve süfli fikirlere muvâfık fikirlerden alıkoymak için nefs-i mutmainneye itâat ettirmektir. Üçüncüsü tenebbüh (dikkat ve uyanıklık) için sırrı süküna erdirmektir. Birincisine hakiki zühd yardım eder. Ikincisine pek çok şeyle beraber tefekkürle desteklenmiş ibâdet yardımcı olur. Sonra nefsin kuvvetlerine hizmet eden bestelenmiş sözlerden ibâret olan şarkılar, vehme kapı aralar. Zeki bir insana ait belâgatli ibâreler ve yumuşak nağınelerden ibâret olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmın /a kendisi zaten vaaz eder, güzel bir tesir bırakır. Üçüncü maksada gelince ona güzel fikirle, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetin /a sultasının değil, Mâşük'un vasıflarının emrolunduğu iffetli bir aşk yardım eder. (İşârât, TV, 78

Onunla irâde ve riyâzet belli bir sınıra ulaştığı zaman, üzerindeki Hakk'ın nüruna muttali olma fırsatları elde eder. Lezzetlidir, sanki kendisine çakıp sönen şimşekler gibi. Onlar buna Evkât fvakitler) derler. Her bir vakti iki vecd çevreler: Kendisine gelen vecd ve kendisine doğru gittiği diğer bir vecd. Kendisini tamamen riyazete verince, bu tür baygınlıkları artar. (İşârât, IV, 86

Riyâzet belli bir noktaya ulaştığında onun vakti, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sekinet/" sekinete /a dönüşür. Hâtiften gelen ses alışılmış hâle gelir; yanıp sönen (nürlar) ise parlak alev olur. Ona ait sâbit mârifetler meydana gelir. Sanki o uğranılan bir sohbet meclisi gibidir. Oradan sevinçle faydalanır. Oradan ayrıldığında ise hüzünlü ve hüsrâna uğramış kimsenin hâline döner. (İşârât, IV, 88

riyâzet/riyâzât 819

Allah Teâlâ buyuruyor ki: fOnlar) verdiklerini, (Rabb'lerinin huzüruna dönecekleri düşüncesiyle, korkudan) kalbleri ürpererek verirler. Mü'minün, 23/60) Riyâzet, nefsin sıdkı kabül etmesi için yapılan alıştırmadır. Bunun üç derecesi vardır: Ilk derecesi avâmın riyâzeti olup, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a ilimle arıtmak, amelleri ihlâsla saflaştırmak ve (insanlarla olan) muâmelelerinde haklara uymaktır

İkinci derecesi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a riyâzeti olup, ayrılığa son vermek, daha önce geçmiş olduğu makamlara iltifât etmekten vazgeçmek ve (kendini) ilmin mecrâsına bırakmaktır (hareketlerinin ilme münâsib olmasıdır

Üçüncü derecesi de ehâss-ı havâssın riyâzetidir. Bu da, müşâhede ve yüksel