Hayatı olmayan ölüm, benim yaratılış cinsimden bir mevttir (ölümdür). Bunda bir yarar da zarar da göremiyorum. Benim nefsimden, hevârndan, irâdemden, temenniimden ölümüm a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a ve âhirettedir. Bunların hiçbirinde hiçbir şey his356 hayât-mevt
setmiyorum. Ölümü olmayan hayat ise benim bana ait varlığım olmaksızın Rabb'imin fiiliyle hayat bulmamdır. Burada ölüm, varlığımın Rabb'iyle birlikte olmasıdır. İşte bu irâde bülüğuma erdiğimden beri en nefs irâdedir. (Fütüh, 138139
Açlık ehlullahın süsüdür. Bununla, açlığın âdet hâline gelişini kasd ediyorum. Bu beyaz ölümdür. Ehlullah seyr sülüklarının esaslarına dört ölüm esasını koymuşlardır. Bunlardan birincisi yeşil ölümdür. Bu, gösterişli değil, yamalı elbise giymektir. Hz. Ömer Hattâb'ın giydiği elbisede on üç tane yama vardı. Bunlardan biri deridendi. Oysa o, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a emiriydi. Siyah ölüm eziyetlere katlanmaktır. Kızıl ölüm ise nefse arzu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeylerde muhâlefet etmektir. Bu, melâmetiyye ehlinin husüsiyetidir. Tasavvuf yolunda sâlihler için uygun görülen (ve beyaz ölüm olarak adlandırılan) açlık, (şahsi) tabiatın fazlalıklarını azaltına ve dünyâyı hareket etmeye ihtiyaç duymadan istemeyi seçmektir. Taleb yükselirse, Samediyyet sıfatını (hiçbir şeye muhtaç olmamayı) ister. Onun sınırı bize göre bir günlük oruçtur... (Fütühât, TI, 184
Merg-i bi-merg oldu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ussak/" uşşâka /a helâl
Terk-i serdir abd-i müştâka nevâl
Zâhiren mevt oldu bâtında hayât
Süretâ mahv oldu bâtında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a
Rahm-ı mâderden sefer eyler cenin
Menzil-i nevdir ana sahn-ı zemin
Bende vardır süy-ı mevte çün hevâ
Oldu Lâ tulkuu bi eydiküm bana
Nehy elbet oldu şirine nazar
Telh içün yok hâcet-i nehy hazer
Dâne kim telh ola anda magz u post
Anda telhi nehy olur bi-nehy-i dost
Dânesi mevtin ki lezzetdir bana
Bil hem ihyâ-yı beşâretdir bana
(Mesnevtı, I, 152
Katlimi levm ile eylen ey sekât
Oldu katlimde benim zirâ hayât
Ey cüvân mevt iledir uşşâk-ı hay
hayât-mevt Firkât hicrân-ı mesken tâ be key
Olmasaydı firkatim bundan sükün
Pes nedir İnnâ ileyhi râciün
Ric'at oldur avdet-i şehr ideyiz
Vasl ile terk-i gamm-ı dehr ideyiz
(Mesnevti, I, 153
Ölüm gibi görünen, ama a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a ölümsüzlük olan hâl, bize helâl olmuştur. Bu dünyâda maddi rızkın kesilmesi veya azalması da, bize öteki dünyânın rızkı olmuştur
Bizi korkutan can vermenin görünüşü, dış yüzü, ölümdür. İç yüzü ise diriliktir, yaşayıştır. Görünüşte bir tükenmedir. Hakikatte ebedi hayattır. (Mesnevî, I, 236
Ana rahmindeki çocuğun doğması, bulunduğu dünyâdan yeni bir dünyâya göç etmesidir. Fakat, dünyâya gelişi, onun için yeniden açılıp saçılmaktır
Madem ki benim ölüme büyük şevkim ve aşkım vardır; Nefslerinizi elinizle tehlikeye atmayınız buyruğu nerede?
Çünkü Yeme , Yapma emri tatlı meyve için verilir. Acı meyve için Yeme , Etme demeğe hacet var mı?
Bir meyvenin içi de, dışı da acı olursa, onun acılığı, kötü görünüşü Yeme , Yapma emrini verir
Ölüm meyvesi benim için tatlıdır. Onlar hayattadırlar âyeti, benim gibi şehid olmak arzusunda olanlar için gelmiştir
Ey güvendiğim dostlarım! Beni kınayarak, ayıplayarak öldürün. Çünkü öldürülmem, beni ebedi hayâta kavuşturacaktır
Ey yiğit! Gerçekten benim hayâtım ölümümdedir. Yerimden, yurdumdan ne vakte kadar ayrı kalacağım? (Not: Hz. Mevlânâ bir rubâisinde aynı görüşleri ifade buyuruyor: Senin başını kesen, seni öldüren, aslında sana iyilik eden, seni gamdan, ızdırâbdan kurtaran bir ikişidir. Başına tac koyan kişi ise, seni aldatan, senin iyi huylarını, tevâzuunu alan, insanlığını çalıp çırpandır. Sana yük veren, metâ veren, dünyalık veren senin yükün olmaktadır. Senin gerçek dostun, seni senden alan kişidir. Mevlânâ Rubâileri, haz. Şefik Can, nu. 338. Şefik Can
Bu dünyâda duruşum benim için bir ayrılık olmasaydı; Öldüğümüz zaman hiç şübhe yok ki, biz yine dönüp Allah'a varanlarız diye buyrulmazdı. Dönen kişi, ayrıldığı şehre tekrar gelen kişidir. Zamanın ayırışından kurtulup birliğe ulaşandır. (Mesnevî, I, 237
Bazıları Hayy ismini, ilim sıfatından öne geçtiğinden dolayı imam (baş) isim olarak kabül etmişlerdir. Çünkü hayat ilmin şartıdır, hayat olmadan ilim olmaz. Dolayısıyla şartın meşrüttan önce gelmesi gerekir. Bana göre Âlim ismi buna daha uygundur. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imamlik/" imamlık /a bir tâbi olanın varlığını gerektiren nisbi bir durumdur. Aynı zamanda imam, kendisine tâbi olandan daha şereflidir. İlmin ise kendisiyle bilinen şeyden sonra gelmesi gerekir. Oysa hayat için Hayy'dan başkası gerekmez. O da Zât'ın kendisidir. İlmin ondan daha şerefli (öncelikli) olması ise gayet açıktır. Bundan dolayı ilmin -Hayy'ın dışında — kendisiyle Zât'ın tâyin edildiği ilk şey olduğunu söyleyenler de olmuştur. Çünkü ilmin, vâcib ve vücüb gibi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a gerektirmemesi, tabiat itibâriyle öne geçmesini gerektirmez. Mutedil bir mizâcın, beden hayatiyetinin ön şartı olduğunu görmüyor musun? Beden için hayatın şeref bakımından mizâcdan önce geldiğinde ise asla şübhe yoktur. (Kâşânî, 33; Câmi’, 77
Mevt (ölüm), onların (süfilerin) ıstılâhında nefsin arzularının sökülüp atılmasıdır. Çünkü nefsin hayatı hevâ iledir. Nefs, hevâ ile alçak ve tabii isteklerle şehvetlere meyleder. Nefs, süfli yöne yöneldiğinde nefs-i nâtıka olan kalbi, kendi merkezine çeker. Böylece kalb cehli dolayısıyla mârifet hayatı gerçeğinden mahrum kalır ve ölür
Nefs, tüm arzularından sökülüp ölünce, kalb tabii olarak ve asli sevgi ile kendini bilene yönelir —âlim-i kuds, nür ve asla hayatı kabül etmeyen hayat-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zatiyye/" zâtiyye /a . Eflatun şu sözüyle bu ölüme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a etmiştir: İrâdeyle öl ki, tabiatla yaşabilesin! İmam Câfer Sâdık şöyle demiştir: Ölüm tevbedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Tevbe ediniz ve nefslerinizi öldürünüz. . Kim tevbe ederse nefsi ölür. Bu sebeble ölümü tasnif ettiklerinde nefsin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mevt-i-ahmer/" mevt-i ahmere /a muhâlefetini bilhassa tahsis ettiler. Hz. Peygamber kafirlerle cihaddan döndüğünde Küçük cihaddan büyük cihada döndük buyurmuştur. Başka bir hadiste Mücahid nefsi ile cihad edendir. Kim hevâsını terk ederse o, sapıklıktan ayrılıp a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyete /a , cehâletten uzaklaşıp mârifete varmak süretiyle dirilir. buyurmuştur
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Ölü iken kendisini dirilttiğimiz kişi... En'âm, 6/122) yani cehâlet ile ölü idi, ilimle onu dirilttik. Yine bu ölümü, bütün ölümlüleri kapsayan mevt-i cami olarak isimlendirmişlerdir. (Kâşânî, 91; Câmi’, 100
Ayn-ı hayât, Allah'ın Hayy isminin bâtınıdır. Bu ismi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a tahakkuk ettiren kimse, onu içerek ebediyyen ölmez. Artık o Hakk'ın hayatıyla diridir. Âlemdeki her şey de o insanın hayatı sayesinde yaşadığı için diridir. Çünkü onun hayatı Hakk'ın hayatıdır. (Kâşânî, 134; Câmi’, 91
Hayatın ilk inceliği cehâlet (denen) ölümünden sonra âlimin hayat bulmasıdır. İkinci inceliği farkın ölümünden sonra cem'in hayat bulmasıdır. Üçüncüsü ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a hayatıdır ki, bu da Hakk'ın hayatıdır. (Ravza, 494
Bir şeyin kendi nefsi için varlığı, onun tam bir hayatıdır. Bir şeyin kendisinden başkası için varlığı onun için izâfet yoluyla mümkün olan bir hayattır. Dolayısıyla Hakk kendi nefsi için mevcüddur. Öyleyse asıl hayat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a O'dur. O'nun hayatı tam bir hayattır. Onun için ölüm yoktur
Halkın durumuna gelince, onlar Allah için mevcüd olan varlıklardır. Hayatları ise ancak izâfet yoluyla mümkün olan hayattır. Hayatın tam sâhibi de değillerdir. Onların fenâya ve ölüme mârüz kalmaları buna dayanır. Sonra Allah'ın halktaki hayatı tamdır, birdir. Halk kendi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/durumlarin/" durumlarına /a göre o hayatta değişik şekil alırlar. Bu hayatın kendilerinde bulunduğu varlıklara bakalım: Hayatın zuhür ettiği bazı kimselerde hayat tam olarak zuhür eder. İşte bu hayat zuhürunu tam olarak alan insan-ı kâmildir. Çünkü o kendi nefsi için mevcüddur, ama hakiki bir vücüdla. Bunda ne izâfet vardır ne de mecaz. Onun Hakk'a yakınlığı, sayılan hâllerin hiçbiriyle ilgili değildir. Başkasına göre o, tam bir hayat sâhibidir. Bu çeşit hayat sâhibi sınıfına bir başka tâife de dahildir. Bunlar Yüce Allah'ın Müheymin ismi ile adlandırılan illiyyün melekleridir. Ayrıca bu sınıfa katılan Kalem-i Âlâ ve Levh vardır. Bunlar tabiat unsurlarından meydana gelmiş değillerdir
Tabiat unsurları dışında kalan bu iki türden başkaları da vardır. Bunların hepsi insan-ı kâmile katılır. Anla! Sonra hayvani insan, melek ve cin gelir. Bazı mevcüdlarda hayat kendi oluşu gibi zuhüra gelir. Ancak tam bir hayat değildir. Bu çeşit hayata hayvani insan, melek ve cin sâhibdirler. Bunlardan her biri mevcüd olduklarını bilmek süretiyle kendileri için vardır. Ama bu vücüd onun için hakiki bir vücüd değildir. Çünkü böyle bir hayatla var oluşu, O'na yakınlık doğurmayan bir var oluştur. Böyle olunca onun mevcüd oluşu kendisi için değil, Hakk içindir. Esas hayata yakınlığı da tam değildir. Geriye hayvanlar kalır. Bunların bazılarında hayat zuhür ederken kendi süretlerinde zuhür etmez. Son olarak bitki, maden ve geri kalan canlılar gelir. Bunların bazılarından hayat kaldırılmıştır. Bunlar, kendileri için değil, kendilerinden başkası için vardır. Demek ki hayat bütün eşyâda vardır. (İnsân, I, 44
Mevt (ölüm), dünyâda hayatın sebebi olan garizi (yaratılıştan gelen, tabii) ateşin sönüşünden ibârettir. Hayat, rühların maddi süretler içinde kendilerine bakmasından ibârettir. Bunu devam ettiren asli sıcaklıktır. Bu asli sıcaklığın tabii bir itidal ile devam etmesi gerekir. Tabii itidal ise o hararetin, insan bedeninde dördüncü derecenin seviyesinde olması demektir. Çünkü onun ilk dereceye dönüşü, sıcaklığın kuvvetidir. Sıcaklık da bu derecede olup diğer unsurların herhangi bir rüknüyle birleşmeyi kabül etmez. O, burada son sınırına kadar kabül eder. Onun benzerleri ise ikinci derecededir. Bu da birleşmeye kabiliyetli nâri (ateşten gelen, ateş kaynaklı) bir sıcaklıktır
O derecede hararetin unsurların parçalarından geri kalanlarıyla birleşmeyi kabül etmeyeceğini ileri sürersen, bu durumda ateşin yok olması gerekirdi. Çünkü ateş, su, hava ve toprağın her biri dört unsurdan, yani sıcaklık, soğukluk, kuruluk hayât-mevt
ve yaşlıktan meydana gelmiştir. Ancak geri kalan yok oluncaya kadar kendisinde sıcaklığın hâkim olduğu her şey nâri tabiat olarak isimlendirilir. Geri kalanı yok oluncaya kadar soğukluğun hâkim olduğu her şey maf (sudan gelen, su kaynaklı) tabiat olarak isimlendirilir. Geri kalanı yok oluncaya kadar rutubetin hâkim olduğu her şey hevâi (havadan gelen, hava kaynaklı) tabiat ; geri kalanı yok oluncaya kadar kuruluğun hâkim olduğu her şey de türâbi (topraktan gelen, toprak kaynaklı) tabiat olarak isimlendirilir. (İ nsân, II, 53
Bu mertebeler, bir mahlük için zâtının kemâlinin ancak onlarla belirlendiği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a dört tane isim ve nefsi sıfattır. Bunlardan biri hayat ismidir. Hayatı olmayan bir külli zât, zâti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a derecesinden eksiktir. Bu sebeble bu noktada bazı ârifler ism-i azamın Hayy olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir
Sonra ilim gelir. Çünkü ilim sıfatı olmayan bir külli hayy'ın hayatı hakiki değil araza aittir, geçicidir. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a ilim zâti hayyın şartıdır. Çünkü hayatın kemâli onunladır. Bundan dolayı Allah Teâlâ ilmi, hayatla tâbir etmiş ve şöyle buyurmuştur: Ölü iken... yani câhil iken ... dirilttiğimiz... En'âm 6/122) yani öğrettiğimiz... Hayatı olmayan bir âlimin varlığı düşünülemeyeceğinden hayat ilimden önce zikredilmiştir. Hayat bütün nefsi sıfatlardan önce gelir. Bu yüzden muhakkik âlimler tarafından hayat diye adlandırılmıştır
Bir de imam (başta gelen) sıfatlar vardır. Yani bütün nefsi sıfatlar, diğer sıfatların imamlarıdır. Çünkü onların tamamı bu imam sıfatların kapsamına girer
Bir diğeri ise irâdedir. Çünkü irâdesi olmayan bir Külli Hayy'ın başkasını yaratabileceği düşünülemez. Hakk Sübhânehü ve Teâlâ bütün eşyâyı yaratandır. O Mürid'dir. İrâdeyle eşyâ husüsileşir ve mümkün dâiresi içinde mahlükatın varlık tarafı yokluk tarafına tercih edilmiş olur
Bundan sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a adı gelir. Çünkü bir şey isteyip de onu yapmaya gücü yetmeyen âcizdir. Hakk Teâlâ âcizlikten münezzehtir. Çünkü o, Mutlak Kadir'dir. Bu dört sıfat isimlerin analarıdır. Bu ikinci tecellidir, gaybın anahtarlarıdır. Bu sıfatla, Zât'ın kemâliyle alâkamız tamamlanmış oluyor. Çünkü hayat, ilim, irâde ve kudret sâhibi olan, varlığında ve başkasını yaratmada kemâl sâhibi olur. (Merâtib, 18
Hayat beş türlüdür: Vücüdi hayat, ulvi ve süfli, latif ve kesif tüm mevcüdâtın hayatıdır. Bu mevcüdât bu tür hayatla hayat bulmuştur. Bu hayat kendi varlığının bizzât kendisidir. Bir topluluk bunu mevcüdâtta yürüyen, dolaşın vücüd olarak ifade etmiştir
Rühi hayat, rühâni âlemdeki mevcüdâtta bulunan, tebe'iyyet değil, asalet yoluyla olan meleklerin hayatıdır. Bundan dolayı Allah'ın bâki olmasıyla bâkidirler. Çünkü burada rüh mahza hayatın rühudur. Bu ise ölüme de yok oluşa da zıttır. Büyük yok oluş günü meleklerin yıldırımla ölümleriyle ilgili haberlerde anlatılanlar ise itibâridir, tüm yönlerle değil, bir yönle alâkalıdır. Bu rühâni hayattan diğer a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayat-i-ruhiyye/" hayât-ı rühiyye /a hayvanâtın da nasibi vardır. Ancak bu hayat onlar için asalet yoluyla değil, tebe'iyyet yoluyla mümkündür. Onların akl-i meaşileri (geçime yönelik akılları) yoktur. Bundan dolayı O'nun hayatına göre dünyâ hayatı zâil; uhrevi hayat bâki olmuştur. Âhirette tüm hayvanların bekası kendi hayatlarına göre olacaktır
Havyânt hayat, ciğerlerin derinliklerinde dolaşan kanda saklı sıcaklık ve yaşlığın hayatıdır. Bu hayvâni nefs olarak da adlandırılmıştır. Yanlış anlama! Bazı hayvanlarda kanın olmadığını görürsün. Onun ciğeri yoktur. Onun yerine geçen esas bir organı vardır. Bu, ciğerin hayvâni bedenlerde tasarrufu gibi kendi bedeninde gıdayı harcar
Ârızi hayat, ilim gibi -ki bu bilgisizliğin hayatıdır-, bahar mevsimi gibi -ki bu yerin hayat bulmasıdır-, güneşin ay yüzüne yansıması gibi —ki bu, ayın hayat bulmasıdır- ve güneşin yerin yüzeyine vurması gibi -ki bu, yeryüzünün hayat bulmasıdır- durumlara uygun olarak hâsıl olan kemâlâttır
Tüm yönlerden gerekli olan asıl itibâriyle hey'etin hayatı ise şudur: Bu itibâri durumlarla kemâlin son noktasına varılır. İşte bunlar hayat türleridir. Mevcüdât içinde bir, iki, üç, hatta dört türe birden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olanlar /a vardır
Beş türün hepsini ihtivâ edenler ise sadece insan-ı kâmil olanlardır. İnsan-ı kâmil, hayatın tüm türlerini taşır. Bunun ondan başkası için olması mümkün değildir. İnsan-ı kâmil, kendi dışında olmayan bir cem mertebesine sâhibdir. (Merâtib, 41
Mevt (ölüm), karanlıktan çıkıp nüra intikal etmektir. (Nefehât, 191
