Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hevâ' (Tasavvuf Sözlüğü)

Hevâ (veya hava), müşâhedesi mümkün olmayan gaybdır. (İstılâh, 540 Kestim Leyla ve Su'dâ'nın sevgisiyle ilgimi İlk hâlimle dost olmaya yöneldim Özlemler çağırdı beni İşte sevenlerin değişen hâlleri hevâ aş onları aş …

Hevâ (veya hava), müşâhedesi mümkün olmayan gaybdır. (İstılâh, 540

Kestim Leyla ve Su'dâ'nın sevgisiyle ilgimi

İlk hâlimle dost olmaya yöneldim

Özlemler çağırdı beni

İşte sevenlerin değişen hâlleri

hevâ aş onları aş

(Dedim ki:) Sıdk (doğruluk) ve hevâ bir sâlih amelde birleşebilir mi? Cevâb verdi: Allah, hevâyı sıdka boyun eğdirmeye kadirdir. Böyle olsa bile bu durum nadir görülür. İnsanlar arasında bu nadirliği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilenler/" bilenler /a az, bilmeyenlerse çoktur. Çünkü amelin irâdesi amelden önce gelir, hevâ ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a ise sonra gelir. Niyet ve sıdk ise her ikisinin ardından gelir. (Âdâbı, 135

Muhakkiklere göre mükemmel bir insanın terkibi üç mânâdan oluşur: Bunlardan birincisi rüh, ikincisi nefs, üçüncüsü ceseddir. Bu üç mânâdan her birini ayakta tutan bir sıfat vardır. Rühun sıfatı akıl, nefsin sıfatı hevâ, cesedin sıfatı ise histir. (Hücvîrî, 238-239

Hevâ, bir topluluğa göre nefsin vasıflarından ibârettir. Başka bir topluluğa göre ise rühtaki akıl gibi nefsi düzenleyen, tedbir eden tabiatın irâdesinden ibârettir. Her rühun bünyesinde akıl kuvveti olmayabilir, eksik kalabilir

Her nefste hevâ kuvveti olmayabilir, eksik kalabilir. Rühun eksikliği, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kurbet/" kurbet /a (yakınlık) eksikliğidir. Nefsin eksikliği ise kurbetin ta kendisidir. Kul sürekli hem aklın hem de hevânın daveti ile karşı karşıyadır. Aklın davetine uyan kimse, imân ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhide /a ulaşır. Hevânın davetine uyan kimse, dalâlet ve küfre düşer. Hevâ, vuslata erenlerin perdesi, müridlerin bineği ve taliblerin yüz çevirdiği mahaldir. Kul ona muhâlefet etmekle emrolunmuş ve ona binmesi yasaklanmıştır. (Hücvîrî, 249

Rüh hayrın; nefs ise şerrin kaynağıdır. Akıl, rühun; hevâ nefsin askeridir. Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfiki /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/faslin/" faslında /a ) rühun yardımının bir sonucudur. Aşırılıklar, nefsin sonucudur. Kalb ise bu iki ordunun hâkimiyet alanındadır. (Âdâb , 33

Bize göre hevâ, âşıkın kalbine ilk doğuşta kalbdeki sevginin düşmesinden ibârettir, başka bir şey değil. Başka bir durum ona ortak olmadığı, kendisi için hâlis olduğu ve saflaştığı zaman hubb fsevgi) diye adlandırılır. Bu sevgi sabit olup karar kıldığında vüdd olarak isimlendirilir. (Bu sevgi) kalbi, içi ve temayülleri kucaklayıp geriye kalbin ilgisinden başka bir şey kalmadığında aşk denir. Aşkla kasd edilen dikenli bir ottur. (Tercümân, 14

Hevâ, mahbübu (sevileni) istemekten vazgeçmek ve kalbin elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a ilk şeye bağlanmaktır. Bundan dolayı Allah'ın (hevâ kökünden gelen) böyle bir ismi yoktur. (Fütühât, TI, 318

Hevâ, irâdenin dışında olan bir şeydir. İsteyen her istediğini elde ettiğinde, bu durum nefsin hoşuna gider. Her istek hevâdır. Çünkü hevâ nefslerin hoşlandığı bir şeydir. Nefslerin hoşlanmadığı şey hevâ değildir. Hevâ, nefse düşmesinden dolayı böyle isimlendirilmiştir. O da ancak Rabb'inin irâdesine boyun eğmekle düşer. 368 hevâcim

Ama hevâdan daha üstün bir şey de yoktur. Çünkü o seni Hakk'a götürür. Ondan başkası lezzeti bu şekilde tadamaz. Şu kadar var ki, mahlükat, bu idrâkten perdelenmiştir (bunu algılayamazlar). Böylece onlar kendilerindeki irâdeden ibârettir. Bu irâdeyi hevâ olarak adlandırırlar, oysa hevâ değildir. Hevâ ârifler için, irâde ise avam içindir. Onların hevâya düşmesi kınanır. Onlar bunun için amel ederler. (Fütühât, IV, 426

Hevâ, nefsin, tabiatın gerektirdiği şeylere meyletmesi, süfli cihete yönelerek ulvi cihetten yüz çevirmesidir. (Kâşânî, 46; Câmi’, 105

Arabca'da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a pekişmiş irâdeden kinâyedir. Meselâ, Şunu yapmayı murâd ettim ve Şunu yapmak istedim dersin. Aralarındaki fark şudur: Keremini, ilmini veya yakınlığını murâd ettim demek süretiyle irâdeyi bir sıfata veya fiile bağlarsan, irâdeyi o sıfat veya fiille sınırlamış olursun. Eğer bir zâta bağlayacak olursan, umürniyetle bunu mehabbetle sınırlandırırsın

Hevâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a ise sukut fdüşmek) kelimesinden türetilmiştir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Düştüğü (battığı) zaman yıldıza and olsun Yani batmak üzere inişe geçtiğinde demektir. Buna göre hevânın mânâsı, havanın berraklığından ve inceliğinden dolayı hızlı bir şekilde değiştiği gibi, kalbin sevgiden dolayı meyletmesi ve süratli bir şekilde değişmesidir

Tâc adlı lügat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbında /a hevâ şöyle açıklanır: Adam aşağı doğru yuvarlandığında hevâ'r-racülü denilir. Hüvvet', derin uçurum demektir. Bir topluluk uçuruma yuvarlandığında ise hevâ'l-kavmu fi'l-hüvveti' denilir. Hevâ fiilinin düşmek mânâsında 'hevâ' kelimesinden türediği söylenmiştir. Mesela, duvar yıkıldığında hevâ'l-hâitu' denilir. Buna göre, seven aşk uçurumuna yuvarlanır. (Ravza, 338