bulamazsın. Bu da seni bunu (bu mertebeyi) küçümsemeye sevk eder, onun gereğini hemen yerine getirme konusunda tembelliğe götürür. (Esfâr, 52
Sana bildirmeyi vaad ettiğimiz mevâtın (mertebeler ya da duraklar) ... pek çok olsa da... teferruatı bakımından bunları sayma işi beşerin takatini aştığından dolayı ...bunlar... toplu olarak ...altıya... (altı) mevâtına (mertebeye) ...ayrılır: ..Mevtın-ı evvel (ilk vatan ya da mertebe) Elestü birabbikümı (Ben sizin Rabb'iniz degil miyim?) (sorusunun sorulduğu bezm-i elest) mertebesindendir. O da bütün rühlarla beraber fiziki bedeninden önce orada bulunduğun yerdir. Orada, sırf minnet ve cömertliği neticesinde seni yarattığını sana öğrettiğinde, sen, amel edeceğin zaman Hakk'ın senden neyi taleb ettiğini öğrenmiş ve hiç duraklamadan derhâl onu yerine getirmeye girişerek (secde etmiştin). Çünkü Allah onu vâsıtasız olarak istemişti. Onun irâdesinin hükmü (bir kısmının kabül edilip bir kısmının reddedilmesi yoluyla) husüsi olarak reddedilemez. 674 mevtın/mevâtın
O'nunla aradaki vâsıtaların kalkmasıyla, senin yerine getirmeni taleb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a husüs bir araya geldiği zaman, bu mevtındaki talebi, O'nun rubübiyyetini ikrâr etmendir... (Esfâr, 53
Mevtın-ı sâni, şu an içinde bulunduğumuz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdır /a . Şeyh'e (İbn Arabi'ye) göre dünyâ, sâbiteler feleğinin alt kısmından yeryüzüne kadardır...
,..Mevtın-ı sâlis , dünyâ ve âhiret arasındaki ... a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahtır /a perde veya engeldir).... Şeyh (İbn Arabijrt şöyle demiştir: Biliniz ki, berzah, güneşle karanlık arasını ayıran çizgi gibi, iki şeyi birbirinden ayıran perdedir. İki denizin karışması hakkında Allah'ın şu beyânında olduğu gibi: O iki denizin) aralarında berzalı vardır, (bu yüzden birbirine) karışmazlar. fÂyetin Arabca olan aslında geçen) Yebğiyân ifâdesinin mânâsı, (denizlerden) birinin diğerine karışmamasıdır. Bundan dolayı ikisini ayıran perdeyi his gözü idrâk edemez, eğer idrâk etseydi, o zaman bu berzah olmazdı. O zaman da mâlüm ile meçhul, mevcüd ile mâdümı, menfi ile müsbet (olumlu ile olumsuz), mâkul ile gayrı mâkul arası berzah' diye isimlendirilir. Işte bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâldir /a . Sen akıllı biri olarak onu idrâk ettiğinde, vücüdi (varlıkla alâkalı) bir şeyi idrâk ettiğini bilirsin, onu görmen vâki olur, onu kat'i olarak bilirsin. Bu sebeble o, bütün ve asıl olan bir şeydir. (Esfâr, 54
Mevtın-ı râbi, haşr vatanıdır. O da insanların ...arz-ı sâhirede (toplanma meydanında)... biraraya gelmesidir. Uykuları ve uyanıklıkları orada olduğu için sâhire diye isimlendirildi. Aslı meshüredir. Mef'ullukten fâilliğe döndürüldü. İşeten râziyeten meninün olunacak bir hayat) denildiği gibi
Şeyh (Ibn Arabijrt şöyle demiştir: Kardeşim! Bil ki insanlar kabirlerinden kalktıklarında ve Allah Teâlâ arzı başka bir arzla değiştirmeyi irâde ettiğinde arz açılıp yayılır ve köprü getirilir. Karanlıktan karanlık (karanlık ötesi) olur ve insanlar köprünün üzerindedir. Sonra Allah nasıl dilerse öylece arzı başka bir arzla değiştirir. Bu sâhire' diye isimlendirilir. O, Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a olan bir arzdır ki hiç kimse onda uyumamıştır. Sonra Allah Teâlâ onu uzatır ve genişliğine, hacmine, yirmi birden doksan dokuza kadar, dilediği miktarda kat ilâve eder. Onu öyle bir uzatır ki, sen onda hiçbir bir eğrilik göremezsin... (Esfâr, 58
Mevtın-ı hâmis cennettir. O da atlas feleğinin çukuru ile sâbiteler feleğinin kamburu arasındadır. Cehennem... sâbiteler feleğinin dibinden merkeze kadardır. Çünkü yedi kat gök ve unsurların, ayrılma ve hükümden sonra cehenneme varması süret itibâriyle imkânsızdır
Mevtın-ı sâdis, kesib (kum tepesi) vatanıdır. Beyaz miskten meydana gelmiş bir tepedir. Yaratıklar Hakk Teâlâ'yı gördüklerinde onun üzerinde olacaklar. O, ,..cennetin dışındadır... Çünkü o, Adn Cenneti'ndedir. Adn Cenneti de cennetlerin haricindedir. Çünkü o, cennetlerin kalesi ve hisarıdır. Oraya padişahın hazret ve havvâsı girer, insanların geneli ise oraya ancak ziyaret hükmüyle girebilir
,..Bu mevtınların her birinde... kendisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a ettiğimiz altı mevtında ...bir mevzi vardır. Bu mevtınlar da beşeriyyetin (insanlığın) karşılamaya gücünün yetmeyeceği mezâhir mevtınlar bulunur... — (karşılayamayacağı ifâdesinden maksad) saymasının müm
kün olamayacağı ...çünkü bunlar pek çoktur ve esasen, içinde bulunduğumuz konuyu bırakıp, bu konuyu açıklamaya ihtiyacımız da yoktur. Biz ancak teklif (mükellefiyet) ve ibtilâ fimtihân)... yani ihtibâr (deneme, sınama) ...ve... ki (bu ameller), kendisinden sonraki mevtınlarda nimetlere sebeb olacak olan ve teklif mahalli olan bu mevtından başka, mevtınların hiçbirinde bulunmayan ...amellerin yeri olan dünyâyı açıklama ihtiyâcındayız. (Esfâr, 59
mezâhir ( yak ) Dışta hükmü mevcüd olan bazı mezâhirin (mazharların, zuhür yerlerinin) varlıkla sıfatlanmış olduğunu düşünürsün. Mümkün olan aynlarda meselenin böyle olduğunu bu derecede bilmeyenin bulunduğunu anladığımızda, var olduğumuz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a yokluk durumunda oluşumuzu emsâllerimizden bilmeyenlerin olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilhassa biz zuhür mahalli olmakla vasıflanmışız ve bu kadarıyla bilmeyene bildirebildik ve ona bilmediğini anlattık. O da bunu kabül etti. Biz de ona zuhür mahalli olmakla varlıktan istifâde ettiğini bildirdik. O da istifâde edilen varlıktan değil de, bu itikaddan sıyrıldı. (Esfâr, 15
