Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hikmet (Tasavvuf Sözlüğü)

(hikmet-i mantük bihâ; hikmet-i mechüle indenâ; hikmet-i mesküt anhâ Ahlâkın dört esası vardır: Hikmet, şecaat, iffet, adalet. Hikmetten kasdımız, bütün ihtiyari fiillerde, kendisiyle doğruyu yanlıştan ayıran nefse ait …

(hikmet-i mantük bihâ; hikmet-i mechüle indenâ; hikmet-i mesküt anhâ

Ahlâkın dört esası vardır: Hikmet, şecaat, iffet, adalet. Hikmetten kasdımız, bütün ihtiyari fiillerde, kendisiyle doğruyu yanlıştan ayıran nefse ait bir duygudur... (İhyâ', III, 67

Faziletler çok da olsa, bütün dal ve çeşitleri hikmet, şecaat, iffet ve adalet olmak üzere dört sınıfta toplanabilir. Hikmet aklın; şecaat öfkenin; iffet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetin /a faziletidir. Adalet ise bu kuvvetlerin gerektiği gibi bir araya gelmesinden ibârettir. Adaletle bütün işler tamamlanır. Bu yüzden Gökler ve yer adaletle kaimdir denilmiştir. (Mizân, 64

Hikmet, husüsi bir mâlümla alâkalı bir ilimdir. Hikmet hükmeden bir sıfattır. Onunla hükmedilir, fakat ona hükmedilemez. Onun ism-i faili hakim kelimesidir. Hükmün ism-i fâili olması itibâriyle hakiınin bir hükmü vardır. Ata hükmedebilmek için atın yuları da hikmet kelimesiyle isimlendirilir. Bu sıfatla hakime ait her bilgi hikmettir. Bu şekilde hikmetle hükmolunan eşyâ, hikmetin kendisini ve ihtiyaç duyduğu şeye istidâdını gerektirir. Hakim, eşyâya bunu sadece hikmet sıfatıyla verebilir. O'nun ismi Hakim'dir. Hakim olarak isimlendiği şeye istidâdları sayesinde hükmeder veya hikmet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olarak onun eşyâda bir hükmü vardır ya da bunların hepsidir

Tek tek istidâda gelince, hakimin buna bir te'siri yoktur. Biz ise, istidâdıyla herhangi bir işi hak eden bir kimse görürüz. O, alimdir, ancak hakim değildir. Câhil olduğu için hak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeyi ona vermez. O işi hak ettiği şeyi bilme sıfatına sâhib olmakla birlikte, onun, hak ettiği şeye ulaşmasına mâni olur. Bütün olarak da, tek tek de böyle değildir. Böylece anlarız ki, bu dördüncü bir duruma râcidir. Dolayısıyla o hikmet değildir, hikmeti bilen de değildir, hikmet gerektiren herhangi bir işe istidâdı da yoktur. İşte bu fazladan olan durum, onu hak ettiği şeyi bildiği için, o işe hakkını vermeye götüren durumdur. O zaman bu kişi Hakim olarak isimlendirilebilir. Böyle olmadıkça o hikmeti ve hak ettiği şeyi bilen âlimdir. Bu işi istidâdıyla hak eden için hakim ismi sadece böyle bir kullanımın varlığından dolayı verilir. (Fütühât, TI, 266

Hikmet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a hakikatini, vasıflarını, husüsiyetlerini, hükümlerini nasılsa öyle bilmek; sebeblerin müsebbibleriyle irtibâtını, mevcüdâttaki intizâmın sırlarını ve onun muktezâsına göre amel etmeyi bilmektir. Allah şöyle buyurur: Kime hikmet verilmişse, ona çok hayır verilmiştir. (Bakara, 2/269

Hikmet-i mantük bihâ, şeriat ve tarikat ilimleridir. (Kâşânî, 61; Câmi’, 81

Hikmet-i mesküt anhâ (bize söylenmeyen hikmet), rusüm ulemâsının anlamadığı ve avama da gerekli olmayan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a sırlarıdır. Çünkü bunları bilmek onlara zarar verir veya tehlikeye düşürür. Rivâyet edilir ki, Hz. Peygamber ashabıyla hikmet birlikte Medine sokaklarında geziyordu. Bir kadın evine girmeleri için yemin etti, onlar da o kadının evine girdiler. Bir ateş gördüler. Kadının çocukları o ateşin etrafında oynuyorlardı. Kadın Ey Allah'ın Resülu, Allah mı kullarına daha merhametlidir yoksa ben mi çocuklarıma daha merhametliyim? diye sordu. Hz. Peygamber Elbette Allah daha merhametlidir, çünkü o rahmet edenlerin en merhametlisidir diye cevâb verdi. Kadın Ey Allah'ın Resülu, söyler misin çocuğumu ateşe atmayı ister miyim? diye sordu. Hz. Peygamber Hayır dedi. Kadın Allah kullarına karşı en merhametli ise onları ateşe nasıl atar? Râvi der ki: Bunun üzerine Resülullah ağladı ve Bana böyle vahyolundu buyurdu. (Kâşânî, 62; Câmi’, 81

Ahlâkın dört (esası) vardır: Hikmet, şecaat, iffet ve adalet. Hikmet, bütün ihtiyari fiillerde, kendisiyle doğruyu yanlıştan ayıran nefse ait bir duygudur... Bu dört a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkın /a dengeli oluşundan güzel ahlâkın tamamı ortaya çıkar. Akıl kuvvetinin itidalinden iyi düşünce, isâbetli görüş, doğru tedbir, eşyânın inceliklerini anlamak; ifrâtından, hile, aldatma, mugalata (demagoji); tefritinden ise ahmaklık, kalın kafalılık ve akıl zayıflığı doğar... (Ravza, 445

Hikmet, bir şeyi her nerde ise yerine koymaktır. Hikmetin ilk inceliği, bir şeyin haddini ve hakkını aşmamak, ikinci inceliği Allah'ın vaid (cezâ vaadi olan cehennem) konusundaki nazarını müşâhede etmek, hükümdeki adaletini ve mâni irşâdda hakikatin ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işârette /a gayenin son noktaya ulaşmasıdır. (Ravza, 487

Fass a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a ,... hikmet; yani rühlarına nakşedilmiş ilimler demektir. Onların kalbleri hakkında istersen, onun dediği gibi konuşan kalblere hikmetler indiren de diyebilirsin. Buna göre onların ilimleri yüzüğün kaşı; rühları da kaşa göre yüzük durumundadır. Buna şu sözle işâret edilmiştir: Ondan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olduğum her şeyde bize emânet edilen bir ilâhi hikmet vardır. Fusüs a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbı /a , fassı hikmet mânasında kullanmakla beraber hikmetlerin sayısı hakkında hiçbir şey söylememiştir... (Sofyavi, 11

Hikmet-i mechüle indenâ (bize mechül kalan hikmet), bize gizli kalan şeyin sırrıdır. Hikmetin bazı kullara eziyet etmek, çocukların ölümü ve cehennemde ebedi kalış gibi varlıktaki yönlerine imân, bunların vukuuna rızâ, adalet ve hak olarak var olduklarına inanmak gerekir. (Câmi’, 82