Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

himmet (Tasavvuf Sözlüğü)

(himmet-i enefe; himmet-i erbâb-ı himemi'l-' a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/aliye/" âliye /a ; himmet-i ifâkat Himmetin ilk inceliği, kalbin fâniye rağbet etmenin bayağılığından korunmasıdır. İkinci inceliği, hastalıkları …

(himmet-i enefe; himmet-i erbâb-ı himemi'l-' a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/aliye/" âliye /a ; himmet-i ifâkat

Himmetin ilk inceliği, kalbin fâniye rağbet etmenin bayağılığından korunmasıdır. İkinci inceliği, hastalıkları umursamaya, emele güvenmeye ve amel yapmamaya tenezzül etmemektir. Üçüncüsü ise zât gibi, sıfatlarla bezenmektir. (Ravza, 489

Bazıları himmeti kalbin mânâ için tecrid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a ; bazıları müridin başlangıçtaki sıdkı; bazıları ise ilhâmın saflığı sayesinde gerçekleşen tüm düşünceler mânâsında kullanırlar... (Istılâh, 536; Fütühât, IL, 515; Esfâr, 279

Denilmiştir ki: Himmetin üç mertebesi, tenbih, irâde ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a himmetleridir. Bil ki, tenbih himmeti, insan hakikatinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâl /a veya mümkün olsun arzunun yöneldiği şeyle ilgili olarak kalbin tayakkuz hâlinde olmasıdır. Bu, kalbin mânâ için tecrid edilmesidir. Bu himmet, kalbi temenni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şey konusunda, hükmettiği noktaya nazar etmeye yöneltir. Böylece kalb de, bu himmetin kendisine verdiği bilgiye göre onun hâkimiyeti altında olur. Himmet, kalbin bundan dönmesi gerektiği bilgisini verirse, geri döner, bu konuda azmetmesi bilgisini verirse azmeder. Bu himmete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a kişi, temenni ettiği şeyin bilgisine muhtaçtır. Müridin ilk sadakati olan irâde himmeti, bir şeyin kendisi için kaim olmadığını kavramayı sağlayan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cem-iyyet/" cem'iyyet /a himmetidir. Bu himmet, çoğunlukla Afrika'da Gurâbiyye olarak adlandırılan bir toplulukta bulunur. Bununla dilediklerini öldürürler. Nefs, cem hâline erdiğinde âlemin cisim ve hâllerine etki eder. Bu durum ona zor gelmez. O kadar ki, kendisine bu ilme ait olan, kendisinin henüz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olamadığı bir keşf ve imân kuvveti gösterilir... (Fütühât, II, 515

Himmet-i ifâkat , sülükla alâkalı himmetin birinci derecesidir. Bu himmet, sâliki fâniyi terkedip Bâki'ye tâlib olmaya sevk eder

Himmet-i enefe (yüz çevirme gayreti), sülükla alâkalı himmetin ikinci derecesidir. Bu himmet, kalbi Allah'ın va'dettiği amele karşılık beklemekle meşgul olmayı reddetmesi için sâliki amele karşı sevâb talebinden yüz çevirmeye sevk eder. Bu himmet, kendini Hakk'ın müşâhedesine adamaz, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a üzere Allah'a ibâdet etmeye hasreder. Kul, Hakk'a yakınlaşmaya yönelmeyi taleb etmekten geri durmaz, O'ndan başkasına yönelmeyi istemez. (Kâşânî, 45; Câmi’, 105

Himmet-i erbâb-ı himemi'l-'dliye (yüksek gayret sâhiblerinin gayreti), himmet erbabının üçüncü derecesidir. O, sadece Hakk ile ilgilenmek, O'ndan başkasına iltifât etmemektir. Bu himmet, hâl ve makamlardan râzı olunmaması, isim ve sıfatlarla yetinilmemesi bakımından en yüce himmetlerdendir. Bu himmet sadece Zât'ın kendisini taleb eder. (Kâşânî, 46; Câmi', 105

Himmetin üç mertebesi, tenbih, irâde ve hakikat himmetleridir. Bil ki, tenbih himmeti, insan hakikatinin muhâl veya mümkün olsun, arzunun yöneldiği şeyle ilgili olarak kalbin tayakkuz hâlinde olmasıdır. Bu, kalbin mânâ için tecrid edilmesidir

İrâde himmeti, müridin başlangıçtaki sıdkıdır. Bu, bir şeyin kendisi için kaim olmadığını kavramayı sağlayan bir himmettir. Bu himmet çoğunlukla Afrika'da Gurâbiyye olarak adlandırılan bir toplulukta bulunur. Bununla dilediklerini öldürürler. Nefs, cem hâline erdiğinde âlemin cisim ve hâllerine etki eder. Bu durum ona zor gelmez. O kadar ki, kendisine bu ilme ait, kendisinin henüz sâhib olamadığı bir keşf ve imân kuvveti gösterilir. Bazı insanların ellerindeki zâhiri alâmetler, ancak bu himmetle gerçekleşir. Bunun öyle bir kuvveti vardır ki, kâmil şeyhlerin etkileri müride yerleştiğinde, onlara tasarrufta bulunurlar. İlhâmın saflığı yardımıyla gerçekleşen hakikatin himmeti ise, düşüncelerini Hakk'ta toplayabilen ehlullahtan büyük şeyhlere aittir. Bunlar bu himmeti, kesretten kaçarak ve kesretin tevhidini isteyerek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a için tek bir himmete dönüştürürler. Ârifler kesrete de, onların sıfatlardaki, nisbetlerdeki veya isimlerdeki ahadiyyetine de tenezzül etmezler. (Esfâr, 279

Himmet, Allah'ın insana yerleştirdiği en kuvvetli şeydir. Allah nürları yaratınca, onları huzürunda durdurdu. Onların kelâmının kendisinin Zât'ıyla, himımetlerinin ise Allah ile meşgul olduğunu gördü. Onlara şöyle buyurdu: İzzetim ve Celâlim için, seni nürların en yücesi kılacağını. Sana mahlükatını içinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ebrar/" ebrârın /a en şereflisi olarak kıymet vereceğim. (İnsân, 21

Himmet, kalbin himmet gösterilen şeye bağlanmasıdır. Himmet, kalbin tamamıyla Allah'la birleşmesi, O'nun dışındaki her şeyden de ayrılmasıdır. (Câmi’, 54

Himmet; maksad, bedel, amel, emel gibi vâsıta ve sebeb olan nefsin hazlarına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hisab/" hisâb /a tenezzül etmeyerek tamamen Hakk'a yönelmektir. Onun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayattaki/" bidâyâttaki /a süreti, tevbe ahdiyle tâat ve vefâya bağlanmasıdır. Ebvübdaki süreti, kalbin bâki olan nimet verene bağlanması ve fâniye rağbetle bitkin düşerek talebe özen göstermekten yüz çevirmesidir. Muâmelâttaki süreti, sürekli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a ile amelde istikamet, Allah'a tevekkül ve teslim ile tam bağlanmaktır. Ahlâktaki süreti, himmetin tamamen mutluluğu ve kemâlâtı elde etmeye çevrilmesidir. Usüldeki süreti, sâhibini yakin kuvvetiyle Hakk tarafına çekmektir. Ünsün rahatlığı, seyr-i sülükta duraklamaya ve orta yoldan sapmaya mâni olur. Ahvâldeki derecesi, aşkın hâkimiyetiyle düşüncelerin tek bir düşünceye dönüştürülmesidir. Velâyâttaki süreti, hâl ve makamlardan isim ve sıfatlar mertebesine yükselmektir. Hakaikteki süreti, sıfatların yükselerek Zât gibi sıfatlarla bezenmesidir. Nihâyâttaki süreti ise, tüm mümkün varlıklara Hakk'ın te'siriyle te'sir eden sadece tek bir himmetin olmasıdır. (Câmi’, 291