Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

hubb-i sâlihin (Tasavvuf Sözlüğü)

Hubb-i sâlihin (sâlihleri sevmek): Kardeşim, bilesin ki, sâlihleri sevmenin alâmetleri şunlardır: Kalbinin istikametiyle onların sevgilerine sarılmak, amelinin sıhhati, dilde doğruluk, sâlihlerin bu hâllerinde olduğu …

Hubb-i sâlihin (sâlihleri sevmek): Kardeşim, bilesin ki, sâlihleri sevmenin alâmetleri şunlardır: Kalbinin istikametiyle onların sevgilerine sarılmak, amelinin sıhhati, dilde doğruluk, sâlihlerin bu hâllerinde olduğu gibi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhiret konusunda iç dünyânın güzelliği. Bu amel, senin, onları sevme ve sünnetlerine uyma iddiâsını gerçekleştirmene yardımcı olur. Bu ameller onlarda olduğu gibi sende de doğru olarak tahakkuk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a ve senden sâdır olduğunda, sâlihleri ve onların yoluna güzelce uyma konusunda sâdık bir insan olursun

Eğer fiillerin, onların üzerinde bulunduğu yola istikamet tutturmaktan saparak, onların fiillerine muhâlefet ederken , onları sevdiğini iddiâ ediyorsan, hevâna uymaya meyletmektesin. Onların hâl ve hareketlerinden uzak bir yaşantı içindeysen, iddiânda sâdık değilsin. Nefsinde onların yollarına muhâlefetle, onların yolunda bulunduğun iddiâsını bir araya getirme. Böyle yaptığın zaman, sendeki câhillik ve yalancılık kesin hâle gelir. Böylece Lâtif ve Habir olan (Allah'ın) öfkesine mârüz kalırsın. Ancak ikrar ve istiğfar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a adım atmak, daha iyidir ve mârifet-i Hakk konusunda bu sıfata a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a kişinin tavrına daha çok benzemektedir. (Âdâbı, 58

hucb-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyet /a Hucb-i inâyet finâyet perdesi), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a helâk olmasına karşı onlara şefkat perdesidir. Vechin heybetinin yakmasını engelleyen bu perdeleri halkın gözleri idrâk edemez. Bunun sebebi, Allah'ın halk içine dâvâlar koymuş olmasıdır. Çünkü onların gözleri, ademden (yokluktan) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sonra-vucud/" sonra vücüd /a (varlık) ile tavsif edildiğinden, Vâcibü'l-Vücüd olan Allah'ın tercih ettiği bu vücüd, hiç kimse tarafından inkâr edilemez. Tabiat, dehr, illet gibi isimlerle bunların mânâları değişse de, O, O'dur

Onlar, sonradan elde edilmiş olsa bile, onların da vücüdu olduğunu gördüler. O ise, onların hakikatidir. Onların gözleri ise, bu müstefâd (sonradan elde edilmişi bu vücüd ile mevcüddur. Bunlar, Allah ile yaratıkların arasındaki perdelerin aynlarıdır

Eğer bunlar, husüsi olarak kullarının bazılarına açıldığı gibi, umümi olarak (bütün halkına) açılsaydı, O'nun vechinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybeti /a de denilen Zât'ının nürları, O'nun görmesiyle idrâk edebilen mevcüdâtının gözlerini, yani O'nun idrâk ettiği Hakk'tan başka bütün mevcüdâtın gözlerini yakardı. Böylece O'nu takrir eden dâvâların tamamı da yok olur giderdi. O'nun Hakk olup O'ndan başka bir şey olmadığı da ortaya çıkardı. Bu yok olup gidiş, onları nürlar olarak yaratması sebebiyle yanış olarak adlandırıldı. Zaten nürlar, onlar için yanıştır. (Fütühât, III, 208