Hakk'ı halktan ayıran İlâhi Zât'a ait sınırları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yet /a ehlinden başka bilen olmaz. Bunu ne (ilâhi habere ulaşamayan; hullet müşâhede ehli bilir, ne de başkaları. Sen onu haber alarak bilemezsin, ancak Allah'ın, kullarından dilediğine verdiği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a ilimle bilebilirsin
Orada ilâhi haber türünden idrâk edilemeyen bir emir vardır. Bu emir ve bundan başka emirler, ilâhi haber ve zarüri ilim olmadan idrâk edilemez. Farklılıklarına rağmen, mevcüdâtın sınırları da mümkünlerin sınırlarıdır. Bu da vücüdiyyet (var olma) aynındaki hükümleri bakımından böyledir
Zâti vücüdiyyetin aynının sınırı ise vücüdiyyetin mevcüd olan varlığından başka bir şey değildir. O'nun vücüdu hakikatının aynıdır. Çünkü asla bilinene ait bir vücüd değildir
Âriflerin gayesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a (varlığın) sınırlarını tamamen yerli yerine koymaktır. Bu, Vâcibü'l-Vücüd'un Zâti haddidir. Allah'ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilenler/" bilenler /a , bu keşf ve müşâhedenin üzerindedir. (Fütühât, III, 222
hullet/hillet Hullet, bir şeyin başka şeyin içine girmesi şeklindeki bir mânâdan türemiştir. Halil de dostun kalbe girmesinden dolayı böyle isimlendirilmiştir. Halilin varlığı, diğerinin varlığında yok olmuştur. Konuştuğunda onun hakkında konuşur; sustuğunda da dostu, her şeyde gözünün önündedir... Bu konuda şu şiiri söylemişlerdir:
Hulül ettin rühumun derinlerine
Halil de böyle olmuştu Halil
Tek kaygım tek düşüncem sensin benim
sözlerimde yalnız sen
düşlerimde sen varsın
Hullet, diğer bir şiirde şöyle geçer:
Gönlümde dost edindim ben seni
Vakfettim bedenimi dostlarıma
Onların olsun bedenim
Gönlümdeki dostumdur
kalbimin sevgilisi
Hullet (dostluk) kalbe giren şeydir. Mehabbet ise, kalbin derinliğinde, yani özünde bulunan şeydir. Mehabbete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a denmesinin sebebi, kalbden kendi390 hullet/hillet
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sinden/" sinden /a başka her şeyi silmesinden dolayıdır. Bu sebeble habib, halile tercih edilmiştir. (Luma , 155
Rızâ... Mehabbetten sonra gelen mârifet makamıdır. Sevilenin hâli, hâline tevekkül etmesidir. Mehabbet en şerefli makamlardan biridir. Onun üstünde Jtullet (dostluk) makamından başka makam yoktur
Hullet makamı ise husüsi mârifet makamıdır. Husüsi mârifet makamı gayb sırlarına âşinâ olmaktır. Böylelikle kul, Allah'ın değişmez irâdesi ve ilmi doğrultusunda onun dilemesiyle kendisine verilen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bir-ilimle-mahbub-u/" bir ilimle Mahbüb'u /a (Allah'ı) müşâhede eder. Bu makamda kul, gaybların ummanlarına, geçmişte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a ve gelecekte olacakların sırrına erişir. Kulun bu makamda sırrına erdiği bazı şeyler şunlardır: Kendi hâlini ve mehabbetinin derecesini keşfeder, kulların varacakları makamları görür ve ebed sınırında hâlden hâle değişimlerini izler. (Küt, II, 76
Hullet ilâhi bir sıfattır. Şu şiir inşad edilmiştir:
Hulül ettin rühumun derinlerine
Halil de böyle olmuştu Halil
Bunu Hallâc ve Züleyhâ'nın hâli destekler. Züleyhâ'nın kanıyla düştüğü yerde Yusuf , Hallâc'ın kanıyla da Allah, Allah yazılmadı mı?! Şöyle bir inşad edilmiştir:
Ne bir organ ne de bir mafsal
taşlaştırabilir beni
Bunda size bir ibret vardır ancak
Mârifetullah, terkibden meydana gelmiş bir varlık olması bakımından (yani çeşitli parçalardan oluştuğu için) ârifin bütün varlığına işleyince, ondan geriye hiçbir cevher-i ferd kalmaz. Oraya Rabb'in bilgisi girer. Böylece kişi Rabb'ini bütün organlarıyla tanır. Böyle olmasaydı, onun parçaları (organları) düzenlenmez, terkibi ortaya çıkmaz, rühâniyeti kendi tabiatına bakmazdı. Bu şekilde Allah eşyâyı mânâ, his ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâl /a olarak düzenledi. İnsan hayâlinin sonsuz şekilleri olması böyledir. Bu şekiller ancak Allah tarafından düzenlenebilir. Bunların Allah'ı bilme konusunda bu mertebedeki hükmü bütün mevcüddaki hissi ve rühâni süretle ilgili zikrettiğimiz şeyin hükmüne tâbidir
İnsan, zikrettiğimiz şeyi hissederek onu vücüd ve şuhüd olarak gerçekleştirdiğinde bu makamda var a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsenin /a halili (dostu) olur. Âlemde onun hâli Hakk'ın sıfatı gibidir. Bundan dolayı o, nimete nankörlük etmesine rağmen rızıklanır. Allah bu şahsın günâhını artırmak için onu nasiblendirir. Böylece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/magfiret/" mağfiretin /a büyüklüğü ve affın gücü ortaya çıkar. (Fütühât, II, 356
Hullet makamını taleb eden kimsenin, Allah'ın tüm mahlükatına, kâfirine, hulül mü'minine, itâatkârına, isyânkârına güzel davranması; kuvvetiyle bu âlemde Rabb'in makamını ikame etmesi gerekir. Bunlara anlayamadıkları yerden rahmet kapıları açılır, lütuf rüzgarları eser. İşte bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a Allah'tandır
İhsan onlara bilmedikleri yerlerden ulaştırılır. Halka bu şekilde muâmele eden kimsenin durumu kolaydır. Ben böyle bir yola girerim. Bundan daha kolay, daha lütufkâr bir yol görmedim. Onun lezzeti tam bir lezzettir. Kul, bu makamda olduğunda hulleti gerçekleştirmiş olur. Mevcüdun yokluğundan dolayı zâhir ile gücü yetmediğinde, bâtın ile onlara yardım eder. Kendi içinden nefsi ile Rabb'i arasında onlar için Allah'a duâ eder. Böylece halil olur ki, bu bütünüyle rahmettir. (Fütühât, II, 357
Hullet, kulun kendi beşeri sıfatlarından fâni olarak Hakk'ın sıfatlarını tahakkuk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tirme/" ettirmesi /a , hulül yoluyla değil tecelli yoluyla O'nun vasıflarıyla vasıflanmasıdır. Böylece kul, Hakk'ın aynası olur. (Kâşânî, 161; Câmi’, 82
Hullet, sevginin tüm organlara, ete ve kana işlemesidir. Mahbüb (sevgili), halil, yani sevgili olarak olarak isimlendirilmiştir. (Ravza, 344
Hullet (dostluk) ismi, kurbiyyet makamlarının ilk mertebesine mahsüstur. Çünkü kurbiyyet makamında bulunan kimse Hakk'ın eserleri ve vücüduyla (varlığiyla) dost olan kimsedir. Ardından sevgi makamı gelir. Bu makam ilâhi tezâhürde Muhammedi makamdan ibârettir. Son olarak hitâin makam gelir... (İnsân, II, 97) (Ayrıca bk. ma'rifet; mehabbet
