topluluğunun ortaya koyduğu, göze hoş görünen hareketlerin en güzelidir. (Ravza, 413
Rızâ, kulun içerisinde bulunduğu sâdık bir duruştur. Burada kul, ne başlangiç ne sonuç peşindedir. Rızâ, samimi bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbetin /a ve derin hayranlığın gereklerindendir. (Ravza, 638
Rızâ ve kerâhet (hoşnutluk ve hoşnutsuzluk); bir şeyde, aynı noktada ve aynı şekilde vârid olursa, birbirinin zıddı olan iki şeydir. (Kudâme, 383
Rızânın şartı, kazâdan (kaderin tahakkukundan) sonra olmasıdır. Önce olması, rızâya azmetmektir. Bunu, biri dışında bütün tarikat imamları böyle bilir. Muhbhsinlerin, Allah'ın kazâsına râzı olmaları, kaderde olana da râzı olmalarını gerektirmez. Meselâ Allah, şekavete (ebedi bedbahtlığa) hükmeder. Onların rızâları kazâyadır. Çünkü kazâ Allah'ın hükmüdür. Onların rızâları Allah'ın hükmünedir, 808 rızâ
yoksa şekavete değildir. Onlara, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a şekavete rızâ göstermemeleri emr olunmuştur
Şehidlerin rızâsı; onların vuslat, ayrılıktan nefret, uzaklaşma talebi olmaksızın Allah Teâlâ'ya olan mehabbetidir. Onların mehabbetine ne uzaklık, ne kavuşma
