Hüviyyet, gayb âlemindeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikattir /a . (Istılâh, 538
Nice inniyyet sâhibine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işârettir /a hâ-yı hüviyyet
Zâhirinde gizli onun
Resminin varlığını yok etti mi lâ
Fikrimizce belirdi lâ
ve diğer aynları onun
(Fütühât, 1, 109
Hüviyyet, O, Evvel'dir, Âhir'dir. Orada olan ancak ben'im, O'dur, olandır, olmayandır. Sonra ben oldum. Varlığım yanında namaz, benimle onun arasında iki kısma ayrıldı. Orada ancak namaz ve tesbih bilgisini kaybetmiş namaz kılan insanlar vardır. O, benim kulağım ve gözümdür. Sadece onun kendiyanında bir hükmü vardır. Tıpkı, orada onu yapan bir yapıcı olduğu gibi, kabül etmesi bakımından nefsi onunla, O'nun hitâbının tecellisi bakımından nefsiyledir. Çoğalsa da özler
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/huviyyet-i-hakk/" hüviyyet-i hakk /a Kâinât şahid oldu
Tek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a Allah
Allah'dan başkası yok orada
Tevhiddir ikrarım benim
inkâr edilemeyecek olanı
(Fütühât, NI, 549
Kendi sadelik ve sırflığından tenezzül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a zaman Sırf Zât'ın üç tecelligâhı olur: Bu tecelligâhların ilki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyettir /a ... .. ikincisi hüviyettir. Burada da ahadiyyet dışında zikr olunanların zuhür yeri yoktur. Bu makamda hüviyyet, Zât'ın sadeliğine karışmıştır. Ancak ahadiyyetin Zât'a katılması gibi değildir. Bunun sebebi, bu makamdaki gizlilik akıl yoluyla bilinsin, gâibe bir işâret bulunsun diyedir. Gerisini sen anla... ..üçüncüsü de inniyettir... (İnsân, 1, 43
(Ayrıca bk. ahadiyyet
