Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

i ekber (Tasavvuf Sözlüğü)

için bir misâl ve nümünedir. Onda ancak ilimde derinleşenlerin anlayabileceği acaiblikler vardır ve ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâretler /a bu minval üzere gerçekleşir. (Câmi’, 270 Rühun gelişmesi, nefs, …

için bir misâl ve nümünedir. Onda ancak ilimde derinleşenlerin anlayabileceği acaiblikler vardır ve ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâretler /a bu minval üzere gerçekleşir. (Câmi’, 270

Rühun gelişmesi, nefs, akıl, kalb, rüh ve sırdandır. İlim ve idrâk konusunda her tavrın sona ereceği bir sınır vardır. Nefsin ilim ve idrâkinin sınırı maddenin zâhirine aldanarak onun zâhiriyle ilgilenmek, bâtındaki ibreti bırakıp, gafletle ve maddenin hazlarıyla meşgul olmaktır

Aklın ilim ve idrâkinin sınırı ise, O'ndan başka her şeyi terkederek Yaratıcı/sına dönmek ve nürları taleb etmektir. Akıl, ancak böylece bağlardan kurtulur, Mevlâ'sına olan talebi şiddetlenir. Rühun ilim ve idrâkinin sınırı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ceberut/" ceberüt /a sırlarını taleb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melekut/" meleküt /a nürlarına yönelmektir. O, bu seyrin (yolculuğun; yorgunluğu nefs sebebiyle istirahat etmiş, ancak sırra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olamamıştır. Sırrın ilim ve idrâkinin sınırı ceberüttur. Basiret, meleküt âleminin nürlarına vukufiyyete nüfüz etmiştir. İşte bu, seyrin son noktasıdır

Nefs, Allah Teâlâ'nın onu senin beşeriyetinin sedefinde yaratmış olduğu yakuttan yüce bir rühtur. En iyi ve hayırlı kimselerle arkadaşlık a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a onu korur, yüceltir ve ona itinâ göstermiş olursun. Çünkü müşâhede ve Allah'a vuslat makamına, ancak kâmil ve mükemmel olan ferdle sohbet etmek süretiyle ulaşılır. Maksad nefsin en mükemmel vecihlerine ve müşâhedelerin tamamına ulaşılınasıdır

Gerçi, niceleri, irşâd konusunda kendisinden faydalanılamayan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/meczub/" meczüb /a bir şahsa ait cezbe yoluyla da ulaşabilmiştir flama bu yolun garantisi yoktur. Bu sebeble,) tarikatın ilk şartı şeyhin mevcüdiyyetidir. Bu topluluğun ilmi, kitâblardan elde edilemez, ancak (kâmil ve mükemmel) şahıslardan alınır

Tarikat yoluna giren kimsenin, kendisine istikamet makamı ve nefs mertebelerini kat etme konusunda hâllerini düzelterek, lâyık olana sevk edecek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiretli /a bir şeyhi olmalıdır. (Rihle, 227

Merâtib-i nefs (nefsin mertebeleri), emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziyye, merziyye ve kâmile olrnak üzere yedi tanedir

Nefs-i emmâre, sâhibine hevâsına uymayı ve dinin emirlerine aykırı gitmeyi emreder. Bu nefsin sâhibi de âhiretini basit bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a karşılığında satar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Şübhesiz nefs her zaman bütün gücüyle kötülüğü emreder. (Yusüf, 12/53

Nefs-i levvâme, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a kimsenin nefsidir. Çünkü ölü kalb ne itâati ne de günâhı hisseder. Müminin kalbi ise canlıdır. Allah'a itâat ettiğinde kalbi faydalanır. İsyan ettiğinde ise kalbi acı duyar, nefsi onu itâate dönmesi için kınar. Bununla birlikte levvâme nefste emmnâreden kalan şeyler vardır

Nefs-i ntülhime, Allah Teâlâ'nın Ona iyilik ve kötülükleri ilhâm edene... Şems, 91/8) âyetinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a buyurduğu nefstir. Bu yüzden de bu nefse, sübüt ve temkin makamından uzak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu nefsin çalışması ve temizlenmesi gerekir

Nefs-i mutmainne, ilk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a derecelerindedir. Bu nefsin bütün hükümlerde