kullanılır. Çünkü kendini emniyet içinde hisseden Allah'a karşı cüretkâr olandır. Dolayısıyla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a havfın zıddı cürettir
Havfı gerektiren durumlar dört tanedir: Birincisi işlediğin günâhları, yaptığın düşmanlıkları çokça hatırlamaktır. Böyle yapsan da henüz senin için kurtuluş uzaktır. İkincisi Allah'ın, asla dayanamayacağın cezâsını çokça hatırlamaktır. Üçüncüsü, nefsinin bu cezâyı taşıyamayacak kadar zayıf olduğunu hatırlamaktır. Dördüncüsü ise Allah'ın sana takdir etmiş olduğu şeyi ne zaman ve nasıl istediğini hatırlamaktır
Recâ, Allah'ın kendisine olan lütfunu bilmesinden dolayı kalbin neşe duyması ve O'nun rahmetinin genişliğinden huzür bulmasıdır. Bu (ilim ve huzür) , kul için takdir edilmiş olmayan havâtırdandır ve recâ ise takdir edilmiştir. Bu da Allah'ın fazlı ve rahmetinin genişliğini hatırlamakla olur. Hatıra gelen şeylerin dilenmesine de istisnâ olarak recâ denmiştir
Recâyı gerektiren durumlar dört tanedir: Birincisi, hiçbir aracı ve girişimin havf-recâ'
olmaksızın Allah'ın sana olan lütfunu hatırlaman; ikincisi, fiilen hiç hak etmediğin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , Allah'ın kendi lütfundan ötürü sana vaad etmiş olduğu bol sevâbı ve büyük ikrâmları hatırlamandır. Eğer bunlar senin bir fiilinin karşılığı olsaydı, belki de çok basit ve çok az bir şey olurdu (senin yaptıkların O'nun nimetleri yanında bir hiçtir
Üçüncüsü, senin hiçbir hak ve talebin olmadan, Allah'ın senin dinin ve dünyân için sana vermiş olduğu nimet ve ikrâmların çokluğunu hatırlamandır
Dördüncüsü ise, Allah'ın rahmetinin gazabından daha geniş olduğunu, O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a kullarına; Rahmân, Gani, Kerim ve Raüf olduğunu hatırlamandır. (Minhâc, 63
/Namazdaki) niyetin anahtarı nedir? diye sordular, ben de Yakindir dedim. Yakinin anahtarının ne olduğunu soranlara ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekküldür /a dedim. Bu sefer de tevekkülün anahtarının ne olduğunu sordular, buna da Havf cevâbını verdim. Havfın anahtarını soranlara Sabır , sabrın anahtarını soranlara ise Rızâ diye cevâb verdim
Bunun üzerine, rızânın anahtarının ne olduğunu sordular, buna da Tâat dedim. Tâatın anahtarını soranlara İtirâf , itirâfın anahtarını soranlara da Vahdâniyet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyeti /a itirâf' diye cevâb verdim. Bütün bu bilgileri nasıl elde ettiğimi sordular, İlimle dedim. İlmi nasıl elde ettiğimi soranlara da Taallümle (öğrenerek) dedim. Nasıl öğrendiğimi soranlara Akılla cevâbını verdim
Bunun üzerine Aklı nasıl elde ettin? diye sordular. Dedim ki: Akıl iki çeşittir: Birincisi, Allah'ın sanatında eşsiz olmasına ait olan akıldır. Diğeri ise, kulların öğrenip bilgilenerek elde ettikleri akıldır. Bu ikisi bir araya gelince, her ikisi de sâhibine destek olur.
Verdiğim bu bilgileri nasıl öğrendiğimi sordular, ben de şu cevâbı verdim: Al
