görürsün. Bu ikdâm şecâat değil, şecâatin eseridir. Kerim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsenin /a ihsânını görürsün. Bu görülen, keremin kendisi değil, eseridir. Çünkü sıfat, zâtta gizlidir. O sıfatın ortaya çıkmasına imkân yoktur. Eğer bu mümkün olsaydı, sıfatın zâttan ayrılması da mümkün olurdu. Oysa bu mümkün değildir. Bu sırrı anla
Ulühiyyetin bir sırrı daha vardır: Şey ismi kendisine verilen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a her biri ulühiyyetin saltanatı altına dâhil olan eşyânın her birini zâtında ihtivâ eder. Bu konuda kadim olsun hâdis olsun, mevcüd olsun mâdüm olsun her şey eşittir. (İnsân, 1,24
Ahadiyyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vahidiyyet/" vâhidiyyet /a ve ulühiyyet arasındaki fark ise şudur: Ahadiyyet sıfatında isim ve sıfatların zuhüru yoktur. O, zâti olarak Sırf Zât'tan ibârettir. Vâhidiyyet sıfatında, isimlerin ve sıfatların te'sir sahasına göre zuhürları vardır. Ancak bu zuhür, Zât'ın hükmüyle olur. Zât'tan ayrı bir hüküm ile değil, ancak böyle olunca diğer varlıklar birbirinin aynı olur
Ulühiyyet sıfatında, isimler ve sıfatlar neyi gerektiriyorsa o şekilde zuhür eder. Böylece zıtlar belirir. Meselâ: Mün'im, Müntakim'in, Müntakim de Mün'im'in zıddı olur. Geriye kalan diğer isim ve sıfatlar da aynı şekilde zuhür eder. Meselâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a , ulühiyyet sıfatında ahadiyyetin gerektirdiği hükümle zuhür eder. Vâhidiyyet de aynı şekilde zuhür eder. Çünkü ulühiyyet hepsinin tecelli şeklini kapsar. Her tecellinin hükmü ne ise onu meydana getirir. Zira ulühiyyet her hak sâhibinin hakkını vermenin tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a makamdır
Ahadiyyet Ancak Allah vardır, O'nunla beraber hiçbir şey yoktur. sözünün tecelli yeri; vâhidiyyet ise Şu anda O, nasılsa öyledir sözünün tecelli yeridir. O'nun Zât'ından başka her şey yok olacaktır. İşte bu hükmün İcâbıdır ki ahadiyyet, vâhidiyyetten daha üstündür. Çünkü ahadiyyet Sırf Zât'tan ibârettir. Ulühiyyet ise ahadiyyetten üstündür. Çünkü ahadiyyetin hakkını ulühiyyet verir. Zira ulühiyyet her hak sâhibinin hakkını verme makamıdır. Bu yüzden isimlerin en yücesi, en a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sumullu/" şumüllüsü /a ve en yükseğidir
Ulühiyyetin ahadiyyete üstünlüğü, bütünün parçaya olan üstünlüğü gibidir. Ahadiyyet sıfatının diğer Zâti tecellilere üstünlüğü, kökün dallara olan üstünlüğü gibidir. Vâhidiyyet sıfatının diğer tecellilere üstünlüğü de cem'in fark'a üstünlüğü gibidir. (İnsân, I, 27
Rahmâniyyet, isim ve sıfatların hakikatlerinin zuhürundan ibârettir. Rahmâniyyet, zâti isimler gibi Zât'a mahsüs şeyleri ihtivâ ettiği gibi, mahlükata bakan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ve sıfatları da ihtivâ eder. Alim, Kadir, Semi ve vücüdi hakikatlara taalluk eden sıfatlar gibi. Rahmâniyyet, Hakk'ın mertebelerinin hepsine verilen isimdir. O mertebelerde halk mertebelerinin iştiraki söz konusu değildir. Bu sebeble a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rahmaniyyet/" rahmâniyyet /a , ulühiyyetten daha husüsi bir mânâ ifâde eder. Çünkü rahmâniyyet, Hakk Sübhânehü ve Teâlâ'nın tek olduğu sıfatına mahsüs olarak tektir
Ulühiyyet ise hem Hakk'ın, hem de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a hükümlerini içine alır. Onun için umümiyyet ulühiyyete, husüsiyet ise Rahmâniyyete aittir. Bu itibârla rahmâniyyet ulühiyyeten daha güçlüdür. Çünkü Rahmâniyyet, zâtın illiyet (yücelik) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a zuhür etmesi ve deniyyet (aşağılık) mertebesinde ise mukaddes olmasından (temiz olmasından, zuhür etmemesinden) ibârettir. Bu yüzden Zât'ın muhtevâ itibâriyle yüce mertebelere mahsüs zuhüru ancak rahmâniyyettir
Rahmâniyyet mertebesinin ulühiyyete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a , şekerin şeker kamışına nisbeti gibidir. Şeker, şeker kamışında bulunan yüksek bir mertebedir; kamış ise hem şekeri, hem de başka kimyevi maddeleri içinde bulundurduğu için, delâleti daha ulühiyyet 1135 umürnidir. Bunu göz önünde bulundurarak Şeker, şeker kamışına nisbetle daha üstündür diye düşünürsen, rahmâniyyet, ulühiyyetten üstün olur. Şâyet kamışın hem şekeri, hem de başka kimyevi maddeleri içermesini düşünerek, Kamış üstündür dersen, ulühiyyet rahmâniyyetten üstün olur
Rahmâniyyet mertebesinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zahir-olan/" zâhir olan /a isim Rahmân ismidir. Çünkü bu hem zâti isimleri, hem de nefsi sıfatları içine alır. Nefsi sıfatlar yedi tanedir: Hayat, ilim, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a , irâde, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâm /a , sem' ve basar. Zâti isimler ahadiyyet, vâhidiyyet, samediyyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azamet /a , kuddüsiyyet gibi Zât'a mahsüs isimlerdir. Bu zâti isimler sadece Vâcibü'lVücüd, Melik-i Mâbüd olan Hakk'ın Zât'ına mahsüstur. Rahmâniyyet mertebesinin Rahmân ismine mahsüs olması, rahmetin Hakk ve halk mertebelerine şâmil olması itibâriyledir. Rahmetin Hakk mertebelerinde zuhüru, halk mertebelerinde zuhüruna sebeb olmuştur. Bu yüzden, bütün mevcüdâta şâmil olan rahmet, Rahmâniyyet Hazreti'ndendir. (İnsân, I, 27
Merâtib-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddan/" vücüddan /a biri de ulühiyyettir. Ulühiyyet, sırf zuhürdan ibârettir. Bu ise vücüd hakikatlerine hakkını vermektir. İşte kesret, bu mertebeden ortaya çıkar. Vâhidiyyette olduğu gibi o mertebenin zuhür yerlerinin hiçbiri diğerinin aynı değildir. Bilakis, her şey orada birbirinden tamamen ayrıdır. İşte buradan vücüd kesşer örn ar ür ar
retinin neş'eti , ilâhi taayyünler hazreti İmertebesi) , cem'ul-cem' , esmâ ve sıfâtın
