birleşir. Ârifin nefsinde bu hâl zâhir olur. Ona delalet edecek hiçbir lafız yoktur. Ama sâbit hâldeki bilgisiyle beraber, bunu anlatmaya en yakın lafız ona sevk edilir. Allah hiçbir şeyle birleşemez. Hiçbir şey de O'na hulül edemez. (Ravza, 203
İsâr ) İsâr, arkadaşın sohbette arkadaşının hakkını gözetmesidir. Onun nasibi için kendi nasibinden vazgeçmesi, arkadaşının rahat etmesi için zorluğu kendisinin göğüslemesidir. Çünkü isâr, Resül-i muhtârına emreden Cebbâr olan Allah'ın emrine uyarak başkalarına yardımla meşgul olmaktır. (Hücvîrî, 227
Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Onlar, kendileri muhtaç bile olsalar, başkalarını kendilerine tercih ederler. İsâr, tahsis ve ihtiyârdır (has kılmak ve tercih etmek, seçmektir). Tercih, isteyerek yapılırsa güzel olur, ama istenineden yapılması da mümkündür
İsâr üç derecedir: Birinci derecesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a husüsunda sana haram olmayan, sana ulaşmasında bir mâni bulunmayan, vaktini ifsâd etmeyecek şeylerde halkı nefsine tercih etmendir. Bunu gerçekleştirebilmek üç şeyle mümkün olur: Hakları tâzim etmek, cimrilikten iğrenmek ve güzel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâka /a rağbet etmek
İsârın ikinci derecesi, sıkıntılar büyük olsa, belâlar ağır gelse ve hatta bu sebeble tahammül ve beden zayıflasa bile, Allah Teâlâ'nın rızâsını başkasının rızâsına tercih etmektir. Bu da üç şeyle mümkün olabilir: Şiddeti (zorlukları) taleb etmek, güzel bir teslimiyyet ve sabır kuvveti. (Menâzil, 21
İsârın üçüncü derecesi ise, Allah Teâlâ'yı tercih etmektir. İsârın zirve noktası, mülk husüsunda iddiâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olman, sonra Allah Teâlâ'yı tercih edişini görmeyi terk etmen, daha sonra da bu terkinden de gaib olmandır. (Menâzil, 22
Ebü Hafs demiştir ki: İsâr, gerek dünyâ ve gerekse âhiret işlerinde, kendi hissesini bırakıp kardeşlerinin hissesine öncelik vermektir.
Süfilerden biri ise şöyle der: İsâr, ihtiyarla olmaz. Gerçek isâr, başkalarının hakkını kendi hakkından önce görmektir. Bu konuda kardeş, arkadaş ve tanıdık ayırımı yapılmaz.
Süfilerden biri demiştir ki: İsârın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , âhiret hisseni kardeşlerine vermendir. Böylece, başkalarını kendine tercih yeri olan dünyânın tehlikesi aza indirilmiş olur
İsâr, Hakk'a ait bir vasıf değildir. Ancak çok uzak bir vecihle mümkün olur ki, bunu söylemek edebsizliktir. Bunun bir hakikatı olmayıp terki daha iyidir. Böyle bir şey ancak şatah ehlinden bilgisi ve edebi kıt kimselerden zuhür eder. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a şöyle diyebiliriz: İsâr bazen bir ihtiyaç sâhibinin başka bir ihtiyaç sâhibine iyiliği şeklinde olur, bazen ihtiyaç üzerine ihtiyaçla birlikte olur
isbât Hakk cânibinden olan isâr, O'nun herhangi bir arazı var etmek için cevhere a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucud-vermesi/" vücüd vermesidir /a . Böylece irâdesi, cevherin mahallinin değil, kendisinin icâdına taalluk eder. Çünkü mahal zâten zârüri olarak ona tâbidir. Zirâ, mahallin varlığı arazın var olması için şarttır. Cevher ise Hakk'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a arazı halk etmesine muhtaçtır. Çünkü araz olmadan cevher olmaz. Cevher ister mütehayyiz, ister gayri
